FİP- Feline İnfectious Peritonitis

Bugün size kaybımın üzerinden ancak 4 yıl sonra artık ağlamadan yazabileceğim bir yazı yazıyorum. Belki paylaştığım bilgiler birilerinin çok sevdiği kedisine derman olur.

2010 yılının Kasım ayında tanıştık biz onunla. Benim canım oğlum oldu sonrasında. Bir küçük siyah-beyaz kedicik. Aslında ilk tanıştığımızda o kadar da ufak tefek değildi, 6 aylık vardı muhtemelen. Üniversiteyi bitirmiş, doğduğumdan beri Müslüman olmama rağmen gerçek anlamda İslamiyet ile tanışmış ve çevresinde bir tek başörtülü bile yokken kapanmaya karar vermiş, ailem tarafından son derece dışlanmış, aşağılanmış, sevdiğini askere uğurlamış,  başındaki örtü çıkarılmak istenmiş, son derece diplerde bir haldeydim kedim Kurin ile tanıştığımızda. Yazmak istiyorum çünkü onu unutmak istemiyorum.

Ramazan ayı içerisindeydik, depresyona yakalanmış, ilaç kullanmaya başlamıştım. Uzun uzun dua ediyor ve secdeleri çoğaltıyordum. Böyle bir dönemde hayvanlara olan sevgim daha da arttı ve bana yoldaş olacak bir kedim olsa keşke diye geçirmeye başladım içimden. İftar vakti yaklaşınca iftar için tavuk pişirmeye başladım, o esnada babam geldi (bu arada evimiz giriş katında idi, dış kapı direkt bahçeye açılıyordu) kızımm misafirimiz var diye seslenerek kapıyı açtı. Tabi ben üzerimde son derece pejmürde kıyafetler, başım açık, ne misafiri habersiz misafir mi getirilir eve diyerekten söylene söylene başımı örtmeye gittim. Odamdan çıktım, (odamın karşısında uzun bir koridor var ve koridorun sonunda dış kapı) bir de baktım kapıda babam ve kapıdan içeri girmeye çalışan Kurin. O kadar mutlu oldum ki, resmen bir gün önceki duama cevap gibi gönderilmişti o bana Allah tarafından. Hemen içeri almak için babama ricada bulundum. Ama evde hayvan mı olur, tüy döker, pisletir, tuvaletini yapar diye diye pek ikna edemedim. Neyse o akşamlık eve aldık, ona da tavuk ve pilavdan verdik, o kadar çok yedi ki kuzum karnı kocaman oldu. Tabi yatma saati gelince babam hadi bakalım dışarı bırakalım onu dedi, ben tabi bırakmak istemiyorum, öyle çok sevdim ki daha ilk anda, ne olur bırakmayalım diyorum, ben ona bi yatak yaparım orda yatar, zaten baksana tertemiz diyorum. (hakikaten tertemizdi, bir-iki hafta sonra öğrendim ki bizim yan dairedeki öğrenci kızın da evine gidiyormuş, kız bizim oğlanı şampuanla yıkamış meğer ondan pamuk gibiymiş oğluşum) Böyle böyle derken evde kullanılmayan orta boy bir sepeti kapının yanına koyup içine kullanılmayan havlu falan koyuyorum. Baba bak burda yatar o, ben kontrol ederim burdan çıkarsa yine sepete yatırırım diyorum, babamda: kızm rahat rahat geniş koltuklar varken hiç o sepette yatar mı o diye konuşuyor. Bir yandan da Kurin’i izliyoruz, biz o sırada hafif bir münakaşa içinde sepette yatar yatmaz derken o önce bize bakıyor sonra kapının yanına koyduğum sepetin içine girip kıvrılıveriyor. O anı hayatım boyunca unutamam. Sanki bizi anlamış gibi. Tabi bunu gören babam da ikna oluyor bizde kalmasına. Eh birde kızının psikolojisi bozuk, evden çıkmıyor, kimseyle konuşmuyor ya, bir kedi yoldaş olsun diye belki de bana. O gece sürekli uyanıp sabaha kadar onu kontrol ediyorum, tabi sabaha karşı oradan sıkılıp koltukta yayılarak yatıyor miniğim. Sabah babam işe giderken de kapıyı açıyor ve çıkıyor bizimki tuvaletini yapmak için. Ama o kadar akıllı ki arka odada benim yattığımı bildiğinden penceremde miyavlayarak uyandırıyor beni ve hadi kapıya koş diyorum, ben kapıyı açmaya giderken o zaten gelmiş oluyor ve içeri alıyorum yine. Günlerimiz böyle böyle geçiyor, ben bir yandan KPSS’ye hazırlanıyorum, bir yandan kucağımda Kurin.. Sonra birlikte uyumaya başlıyoruz, bebek gibi kolumda yatıyor, yayılıyor yatakta. Zamanla ona daha da bağlanıyorum. 2 sene sonra evleniyorum ve İstanbul’a yanıma getirtiyorum. Öyle çok seviyorum ki onu, iş çıkışını sırf onu özlediğim için sabırsızlıkla bekliyorum. Sonra 2013 yılının başında Kurin’in karnının gittikçe şiştiğini fark ediyorum. Bir veterinere soruyorum, kilo diyor gayet bilgisizce! Sonra sonra halsizlikleri başlıyor. Tayinimiz çıkıyor ve İstanbul’dan taşınma sürecinde onu anneme bırakıyorum. Ama annemde gittikçe durgunlaştığını söylüyor. Sonra üniversitenin veterinerlik fakültesine götürüyorum, testler yapılıyor ve maalesef FİP teşhisi konuyor.

Nedir FİP?

Fip (feline infectious peritonitis), kedilerin bağışıklık sistemini etkileyen, tedavisi olmayan, ölümcül bir hastalık. Corona virüsünün mutasyona uğramış halinin kedinin bağışıklık sistemine zarar vermesidir. Ancak bazen bu virüs vücudunda bulunsa da aktif hale geçmiyor ve pasif halde olduğunu için kediye bir zararı olmuyor.

Kedilerde Fip Belirtileri Nelerdir?

FIP hastalığının iki tür seyri var, birinde kedi daha ağır rahatsızlıklar geçirirken ötekisinde etkiler daha hafif oluyor.

  • Artan vücut sıcaklığı (Özellikle 39 derecenin sürekli olarak üzerine çıkılması)
  • Göz ve burun bölgelerinden akıntı oluşumu
  • Ani kilo kayıpları
  • Aşırı kusma, iştahsızlık, halsizlik ve hareketsizlik
  • Karın bölgesinde sıvı toplanması (Islak fip formunda gözlenir)
  • Göz renginde değişmeler meydana gelir ( İleri safhada karaciğerin işlevlerini kaybetmesinden dolayı göz renginde değişmeler oluşur)
  • Kansızlığın ilerlemesi ve bağışıklık sisteminin çökmesi ile beraber ciddi oranda solunum zorluğu

Bu hastalık insanlara bulaşmıyor ancak evde başka kedilerinizde varsa hasta olan kedinizden bu hastalığı kapma olasılığı yüksek.

FİP’in Tedavisi Var mı?

Maalesef bu hastalığın bir tedavisi yok. Bir aşısı yok. Ancak doğal bazı yöntemlerle bu hastalıkla uzun yıllar yaşayan kediler de mevcut. Tabi hastalığın iki formu var. Islak form ve kuru form. Bizim ki maalesef ıslak formu idi ve bu daha tehlikeli olan. Çünkü karın boşluğunda biriken sıvı zamanla nefes almasını engelliyor.

…………………………………………………………………….

Ağlamadan yazacağım dedim ama yine olmadı, 1 gün sonra kaldığım yerden devam ediyorum yazmaya.

Hastalıkla ilgili her şeyi küçük bir deftere not ettim, iyiki de yazmışım çünkü araadn uzun zaman geçti çok hatırlamıyorum o süreçte neler yapıldığını.

Hastalığın kesin teşhisi kan tahlili ile kondu, üniversite veterinerlik fakültesinde kan alınıp istanbulda bir merkeze gönderilmişti. Sonrasında zaten tedavisi olmayan bir hastalık olduğu için her ateşlendiğinde veya kötüleştiğinde serum verim gönderiyorlardı. Çörekotunu öğütüp yedirmemi söylemişlerdi, onu yaptım. Onun dışında İzmir’e özel veteriner kliniğinde tomografi çekildi fip olmama, kanser olma ihtimaline karşılık. İzmirdeki o klinikte maalesef deney aracı gibi kullanıldı Kurin. Karnındaki sıvıyı almanın onu rahatlatacağını söylemişlerdi, nitekim benim internetteki araştırmalarım da bu yöndeydi ancak keşke daha fazla araştırsaydım o zaman sıvının bir anda hepsinin değil, her gün azar azar alınması gerektiğini bilirdim. ANCAK ORADAKİ VETERİNER HEKİMİN BUNU BİLMESİ GEREKİRDİ! Neredeyse 3 lt sıvı çıktı karnından, o kadar sıvıyı aldıktan sonra trenle olan gidiş yolculuğumuzda hiç durmadan miyavlayan Kurin, dönüşte hiç sesini çıkarmadan öylece yattı.

İnsan sevdiğine ölümü konduramıyormuş hakikaten. Gözlerinin ferinin gittiğini görene kadar ölmeyecek gibi geliyormuş. Hastalığı yakıştıramıyormuş sevdiğine. İzmir’den döndükten birkaç gün sonra daha da kötüleşti zaten neredeyse 1 aydır hiçbir şey yemiyordu. Hemen veterinerlik fakültesine götürdük yine, öleceğini hala düşünmüyordum, bana göre o iyileşecekti. Birsürü öğrenci başına toplandı, beni ve eşimi dışarı çıkardılar, sonra hepsi odadan teker teker çıktı, Kurinde sedyede. Tekrar normal bakım yaptıkları odaya aldılar, yanımdan öylece geçti, sordum ne oldu iyimi diye çünkü o sırada oksijene bağlamışlardı. Ölüsü yanımdan geçti ama anlamadım. Sonra hocaları geldi, üzgünüm öldü dediler. Bir düğüm. 4 yıl oldu boğazımdaki o düğüm hiç geçmedi. Şu an bu satırları yazarken yine ağlıyorum. 7 ay boyunca hergün ağladım. Kendimi çok suçladım, keşke bu kadar uğraşmasaydım yaşatmak için, ecel geldimi, insan hayvan ne fark eder, vade doldumu elden bir şey gelmezdi. Bunu o zamanlarda yüreğime anlatamadım işte. Geldiğinde de çok şey öğretmişti oğlum bana, ölümüyle de büyük ders verdi. Sen ne yaparsan yap Müjde dedim Hak yanına almak istedi mi elden bir şey gelmez. Gelmiyor, gelmedi. Boğazım yine düğüm düğüm. Kalbim yine paramparça..

O sadece bir kedi değildi. O benim çocuğum yerine koyduğum bir candı. Ben o yüzden çocuğumu kaybetmiş gibi acı çektim. Ben bu satırları yazarken şu Cuma mesajı geldi : Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”….Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme, seni onsuz da yaşatırım.Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar.

Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya.

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur……

“Düşmem” dersin düşersin,”Şaşmam” dersin şaşarsın.

En garibi de budur ya “Öldüm” der, yine de“ yaşarsın.

Hz.Mevlana..

İnsan psikolojisi tuhaf.. Böyle oluyor demek ki.. Kurin’den sonra Allah’dan gayrı hiçbir şeye bu şiddette bağlanmamayı öğrendim. Ölümü, hastalığı kabullenmeyi öğrendim. Acıyı öğrendim en şiddetli haliyle. Ama o öldükten 3 yıl sonra Rabbim bana bir erkek evlat verdi, şükürler olsun. Yine de unutulmuyor işte..

Bu notlar Kurin’in hastalığı ile ilgili, belki birilerinin işine yarar, o yüzden paylaşıyorum.

20170616_091348_HDR[1]20170616_091410_HDR[1]20170616_091423_HDR[1]

20170616_091431_HDR[1]

20170616_091441_HDR[1]

20170616_091511_HDR[1]

20170616_091514_HDR[1]

20170616_091523_HDR[1]

20170616_100031_HDR[1]

20170616_091550_HDR[1]

20170616_091556_HDR[1]

20170616_091604_HDR[1]

20170616_091608_HDR[1]

20170616_100049_HDR[1]

20170616_091641_HDR[1]

20170616_091651_HDR[1]

20170616_091702_HDR[1]

20170616_091714_HDR[1]

20170616_091719_HDR[1]

20170616_091729_HDR[1]

20170616_091733_HDR[1]

20170616_091742_HDR[1]

20170616_091747_HDR[1]

20170616_091755_HDR[1]

20170616_091759_HDR[1]

20170616_091811_HDR[1]20170616_091833_HDR[1]

20170616_091633_HDR[1]20170616_091538_HDR[1]

MONOLOG

—- Boğazım ağrıyor

+Niye? Yoksa yolda yürürken yine içinden ağlamak geldi de boğazın mı düğümlendi?

—-Nasıl bildin ya?

+ Ben senim unuttun mu, seninle ilgili her şeyi biliyorum

—Biliyorum ama yine de anlatmak istiyorum bu normal mi sence?

+Normallik dediğin şey nedir ki? Herkese olması gerektiği gibi gelen mi?

—İçimden kendi kendime konuşmayı normal bulmuyorum mesela, ama kimse anlamadığı sürece sorun yok gibi geliyor. Hem sürekli yaptığım bir şey değil bu. Bazen, bir an, bir fotoğrafa bakıp, ya da bir ağaca, bir kuşa ya da sadece gökyüzüne.. O dipsiz kuyunun içine düşüveriyorum. Çıkış yok, bir süre orada kalmak zorundayım sanki, sonra sen geliyorsun zaten seninle konuşmaya başlıyorum.

+ Ben sen olduğum için sorun yok, takma kafana

—Diyorsun. Öyle mi dersin. Kurin’in resimlerine baktım yine, bugün itibariyle o gideli tam 1 yıl  53 gün oldu. Aslında uzun zamandır bakmıyordum, bende artık daha az aklıma geldiği için eskisi gibi üzülmem sandım, ama kalbim yine düğüm düğüm oldu.  Neyseki atardamarlar da toplardamarlar da bu durumlardan etkilenmiyor, yoksa düşünsene her kalp sancısında insanın fabrika ayarlarında bozulma olsa ne olurdu.  Aslında doya doya üzüntümü yaşayamamın sebebi  şu: ”bir insanın bir kediyi bu kadar sevmesi kadar normal dışı bir durum olamaz” düşüncesi. Evet çok sevdim ama köpeği öldüğünde depresyona giren insanlar duyduğumda içimden hala ne saçma diyorum, evinden aylarca çıkmayanlar, bir daha asla hayvan beslemeyeceğini söyleyenler, köpeğin eşyalarını yıllarca saklayanlar..

+Ama iş kediye gelince?

— Kediye de değil. Kurin’e.. Kurini kedi gibi görebilseydim zaten bütün sorun ortadan kalkardı, onu kişiselleştirdiğim için oluyor bu kalp sancıları, çocuğum yerine koyduğum için, annelik içgüdüsüyle sevdiğim için..

+ Birde evlatlarını kaybeden anneleri düşün sen…

— Rabbim sabır versin, ne büyük acı 😦 Ne büyük sınav… Muhtemelen yine geçici bir buhrana kapıldım ben, seni beni düşünme, bir ara toparlarım kendimi, belki birkaç saate, belki birkaç gün sonraya belki de bir kaç aya bişeyciğim kalmaz.

+Her zamanki hallerin bunlar, alıştım ben, sende kendine alış artık… Eve gidince biraz daha ağlarsın… Bak rahmet yağıyor, seversin sen

66128_10151626346298702_1228387376_n

 

 

BİR TATLI HUZUR

Kurin öldükten sonra sanki kendime bağlanacak yeni bir dünyalık meşgale bulmam gerekiyormuş gibi çiçeklere verdim kendimi.. Haziran ayından beri birsürü çiçek aldım, saksı aldım, toprak aldım, hepsini bizatihi diktim, hatta tohum ektim çiçek oldu kimisi 🙂 Bazısının vakti geçti, soldu, soldurdum yenilerini aldım tekrar diktim. Ben bu çiçek bakma işini sevdim.. En azından öldükten sonra o kadar üzülmüyorsun :/ Aslında ben yine ilk orkidem (neredeyse) öldüğü zaman üzüldüm ama çok şükür ki yaprakları hala capcanlı, belki yine çiçek açar benim için.

Geçen ay 10 gün kadar İstanbul’daydım. İstanbul’a giderken eşime sıkı sıkı tembih ettim bak çiçeklerimi sulamayı sakın unutma diye. Hepsinin ayrı ayrı su isteği var, orkideyse diğer çiçekler gibi sulanmıyor. Çukur bir kaba su doldurup orkideyi o su dolu kabın içinde bekletiyorsunuz bir süre, sonra üstünden de biraz su döküyorsunuz ve tüm kökler suyu almış oluyor böylece. Ama eşim böyle yapmamış maalesef ki benim çiçeğim işte bu haldeydi ben İstanbul’dan döndüğümde :

wpid-20140730_175856.jpgwpid-20140730_175905.jpg

Varolan çiçekleri gitmiş ve dal kurumaya başlamıştı, ben de tüm dalı kaybetmemek için yeşil görünen kısmından onu kesmek zorunda kaldım ki bu biraz kalbimi acıttı. Sanırım budama işine de alışmam gerekecek. Sanki onun canı acıyacak niye kıyamıyorsun ki:) Hem nasıl ki doktor hastanın kangren olan bacağını kesmezse o hasta ölecek işte sevgili orkidem o dalı kesmeseydim belki sen de ölecektin ama benim kalbim böyle şeyleri öğrenemedi daha, hem böyle şeyler öğrenilir mi ki? Belki alışılır, ben de zamanla alışacağım inşaallah…

Ben o dalı kestim ama o dal kurumaya devam etti ve maalesef o dalı çıktığı yerden komple kesmem gerekti.. Şimdi sadece yaprakları var orkidemin.. Orkideler çok pahalı, bunu tesadüfen 20 TL’ye bulup almıştım, beyaz ve üzerinde mor çizgileri vardı, çoook güzeldi.. Yeniden satın almak için gittiğimde eski fiyatına dönmüştü (80,00 TL) Ben de İstanbul’dan geldiğimden beri yeni bir orkide arayışındaydım ki A101 ‘de kampanya varmış geçen hafta 20 TL’ye orkide satılıyordu, hemen aldım tabi 1 tane durur muyum, bu da yeni gözdem 🙂

 

wpid-20140820_002655_hdr.jpg

wpid-20140820_002736_hdr.jpg O kadar güzel ki.. Mutfağa koydum.. Yemek pişerken gidip tv izlemek bu orkideye bakmak kadar mutlu etmiyor beni. O kadar güzel o kadar ince sanatlı yaratılmış ki.. Sanki bir sanatkar kendini tanıttırmak istiyor, öyle güzel öyle narin ki.. Çiçeğine dokunuyorum, yumuşacık, fotoğraf makinem bu güzelliği gösterme konusunda biraz başarısız kalmış, belki sizin için bir gündüz çekimi yapıp bide o fotoğrafları koyarım:)

wpid-20140820_002640_hdr.jpg

 

20140511_161535

Bu güzel çiçeğimin adı da Gardenya.. Dünyanın en güzel kokulu çiçekleri diye internette arattığım zaman karşılaşmıştım ilk onunla, sonra da hemen gidip aldım pazardan, bir küçük poşetteydi, ben onu onun kadar güzel olmayan bir saksıya diktim. Birkaç kez çiçek açtı kokusuyla büyüledi beni ama bu aralar ya mevsimi değil ya da küstü bana, açmıyor çiçeğini..

Bizim için yaratılan bunca güzellik varken nasıl oluyor da görmüyor o gözler? İşitmiyor kulaklar? Sanki bir perde varmış gibi gözlerinde, sanki kulaklarında bir ağırlık… 😦

 

Risale-i Nur Dördüncü Şua’dan bir nükte…

Hem kendi san’atını beğendirmek ve nazar-ı dikkati celb etmek ve masnuunu ve seyircilerini memnun etmek için her şeyde öyle bir nazik san’at ve ince hikmet ve âlî zinet ve şefkatli bir tertib ve tatlı vaziyet görünüyor; bedahet derecesinde anlaşılır ki, kendini zîşuurlara bildirmek ve tanıttırmak isteyen perde-i gayb arkasında öyle bir san’atkâr var ki, her bir san’atıyla çok hünerlerini ve kemâlâtını  teşhirle kendini sevdirmek ve medh-ü senâsını ettirmek ister.

Hem zîşuur mahlûkları minnettar ve mesrur ve kendine dost etmek için tesadüfe havâlesi imkân haricinde ve umulmadığı yerden leziz nimetlerin her çeşidini onlara ihsan ediyor.

Hem derin bir şefkati ve yüksek bir merhameti ihsas eden mânevî ve kerîmâne bir muamele, bir muarefe ve lisan-ı hal ile ve dostâne bir mükâleme ve dualarına rahîmâne bir mukabele görünüyor.

Demek bu güneş gibi zâhir olan tanıttırmak ve sevdirmek keyfiyeti arkasında müşahede edilen lezzetlendirmek ve nimetlendirmek ikramı ise, gayet esaslı bir irade-i şefkat ve gayet kuvvetli bir arzu-yu merhametten ileri geliyor. Ve böyle kuvvetli bir irade-i şefkat ve rahmet ise, hiçbir cihette ihtiyacı olmayan bir Müstağnî-i Mutlakta bulunması elbette ve herhalde kendini aynalarda görmek ve göstermek isteyen ve tezahür etmek, mâhiyetinin muktezası ve tebarüz etmek, hakikatinin şe’ni bulunan nihayet kemâlde bir cemâl-i bîmisâl ve ezelî bir hüsn-ü lâyezâli ve sermedî bir güzellik vardır ki, o cemal kendini muhtelif aynalarda görmek ve göstermek için merhamet ve şefkat suretine girmiş, sonra zîşuur aynalarında in’am ve ihsan vaziyetini almış, sonra tahabbüb ve taarrüf, yani kendini tanıttırmak ve bildirmek keyfiyetini takmış, sonra masnuatı ziynetlendirmek, güzelleştirmek ışığını vermiş.

 wpid-20140816_113425_hdr.jpg

Bu yaramaz da benim kedim Oscar. 3 yıl önce, petshopta ölmek üzereyken almıştım onu. Para verip almadım, para verip hayvan satın almayı doğru bulmuyorum. Oscar ben onu sahiplendiğimde yaklaşık 2 yaşındaydı ve yavruları olduğunu söylediği diğer 2 kediyle yaklaşık 6 aydır kafesin içinde yaşıyordu. Petshopa her gittiğimde görüyor ve üzülüyordum haline, parayla sattığı için de almıyordum. En sonunda baktı ki kediyi isteyen yok, sen bakmak istersen alabilirsin dedi petshop sahibi, ben alır almaz doğru veterinere götürdüm ki veteriner yaşamayabilir dedi, çok kötü durumdaydı,aç kalmıştı,susuz kalmıştı. Annem eve kabul etmek istemedi, ayaklarının altı hep yaraydı yürüyemiyordu ve benim çok sevdiğim kedim Kurin’e de hastalık bulaştırma ihtimali vardı. Ama iyiki almışım onu, iyi ki hemen veterinere götürmüşüm, biraz serum,biraz ilaç, biraz ilgiyle 1 ayda toparladı bu yakışıklı.. İlk yürüdüğünde o kadar sevinmiştim ki.. Patileri hep yara içindeydi çünkü. Sonra.. 1,5 yıl sonra Kurin öldü Oscar kaldı.. Ecel işte. En sevdiğim gitti ama Rabbim ben yalnız kalmiyim diye o gitmeden bir küçük dost göndermiş oldu bana. Oscar’a az sarılıp ağlamadım Kurin öldükten sonra..

wpid-20140808_001240.jpg

 

RİSALE LÜGAT

DİKKAT-İ NAZAR İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.
CELB Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek
ZİNET Süs. Bezek. Kadınlara mahsus kıymetli eşya.(Her bir çiçekte, her bir meyvede bir mizan ve o mizan bir intizam içinde ve o intizam, tazelenen bir tanzim ve tevzin içinde ve o tevzin ve tanzim bir zinet ve sanat içinde ve o zinet ve san’at, manidar kokular ve hikmetli tadlar içinde bulunduğundan; her bir çiçek o ağacın çiçekleri adedince Hakem-i Zülcelâl’e işaretler ediyor. L.)
BEDAHET Açıklık. Zâhir delil. Belli, açık, aşikâr. * Birdenbire, hazırlıksız söz söyleme. * Atın yürümesi. * Her şeyin evveli, öncesi.
AYİNE-İ ZİŞUUR Şuur sahibi âyine. (Yani: İnsan, cin, melek)
KEMALÂT (Kemal. C.) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlâk ve huy güzellikleri.
KERİMANE f. Kerim olana mahsus hâlde. Lutfederek. Kerime hâs bir suretde.
MUAREFE Karşılıklı görüşme ve tanışma.
MÜKÂLEME Karşılıklı konuşma. Anlaşma. Müzakere. Muhavere. Söyleşme.
MÜŞAHEDE Gözle görmek. Seyrederek anlamak. Seyretmek. * Muayene, kontrol.
TEBARÜZ Belli olma, belirtme. Görünme. * İki hasım cenk için meyadan çıkma.
Cemâl-i Bimisâl benzeri bulunmayan, eşsiz güzellik sahibi Allah.

tahabbüb :  Sevgi göstermek, muhabbet beslemek. Bir kimseyi dost ittihaz etmek. Sevdirmeği istemek.

taarrüf : Karşılıklı anlaşma, tanışma.

Previous Older Entries

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 259 takipçiye katılın

KATEGORİLER