Mucizevi Yağ: Aloe Vera Yağı

Üç yazdır güneşten ellerimin üstü hep pütür pütür oluyordu. Bu yaz pütürlükler arttı ve kaşıntı da eşlik etmeye başladı. Üstelik ütürcüklerin yanı sıra kırmızılıklar da oluşmaya başladı. Daha önce doktora gitmiştim ama doktorlar, malum, krem verip gönderiyorlar, ben de bu sefer çok kötü olmadıkça gitmemeye karar verdim. Dün akşam ağrıyla birlikte kaşınma ve kızarıklık daha da artınca evde ne var, ne sürsem araştırmalarına başladım ve aloe vera yağımın olduğunu gördüm. Kim bilir ne için almıştım. Son kullanma tarihine baktım merak etmeyin =) Yatmadan önce sürdüm ve sabah kalktığımda kızarıklıklar, pütürlükler geçmiş, kaşıntısı da tamamen durmuştu. Sadece bir sürüşte. Bu bir mucize gerçekten! Rabbimin nimetlerinin mucizesi! Hamd olsun. Bugünden itibaren düzenli olarak süreceğim, bu ve benzeri sıkıntıları yaşayanlara tavsiye ederim.

Aloe Vera yağı ayrıca ciltte de kullanılabiliyormuş, sinek, böcek sokmalarında da kullanmak için evinizde muhakkak aloe vera yağı bulundurun derim.

Sağlık için çok faydalı olan bu özel yağın içinde kalsiyum, demir, magnezyum, bakır, sodyum, potasyum, folik asit, A, B, C, E vitaminleri ve amino asitler bol miktarda bulunuyormuş. Bu da herkesin evinde bulundurması için bir sebep bence.

İşte elimin ilk hali. Sonra bu kabarcıklar dahada büyüdü kızardı ve kaşınmaya başladı.

20170707_172126[1]

Bu mübarek günün hürmetine Rabbim tüm hastalarımıza şifa versin inşaallah..

Ornitorenk dedi şairin biri

Adın ki 

Unutturur en kötü günleri

Ve anımsatır daima iyi hatıraları

Güzel güneşli günleri

Ve papatyaları

Ve menekşeleri

Fazla ilgi beklemeyen vefalı çiçekleri sever gibi..

FİP- Feline İnfectious Peritonitis

Bugün size kaybımın üzerinden ancak 4 yıl sonra artık ağlamadan yazabileceğim bir yazı yazıyorum. Belki paylaştığım bilgiler birilerinin çok sevdiği kedisine derman olur.

2010 yılının Kasım ayında tanıştık biz onunla. Benim canım oğlum oldu sonrasında. Bir küçük siyah-beyaz kedicik. Aslında ilk tanıştığımızda o kadar da ufak tefek değildi, 6 aylık vardı muhtemelen. Üniversiteyi bitirmiş, doğduğumdan beri Müslüman olmama rağmen gerçek anlamda İslamiyet ile tanışmış ve çevresinde bir tek başörtülü bile yokken kapanmaya karar vermiş, ailem tarafından son derece dışlanmış, aşağılanmış, sevdiğini askere uğurlamış,  başındaki örtü çıkarılmak istenmiş, son derece diplerde bir haldeydim kedim Kurin ile tanıştığımızda. Yazmak istiyorum çünkü onu unutmak istemiyorum.

Ramazan ayı içerisindeydik, depresyona yakalanmış, ilaç kullanmaya başlamıştım. Uzun uzun dua ediyor ve secdeleri çoğaltıyordum. Böyle bir dönemde hayvanlara olan sevgim daha da arttı ve bana yoldaş olacak bir kedim olsa keşke diye geçirmeye başladım içimden. İftar vakti yaklaşınca iftar için tavuk pişirmeye başladım, o esnada babam geldi (bu arada evimiz giriş katında idi, dış kapı direkt bahçeye açılıyordu) kızımm misafirimiz var diye seslenerek kapıyı açtı. Tabi ben üzerimde son derece pejmürde kıyafetler, başım açık, ne misafiri habersiz misafir mi getirilir eve diyerekten söylene söylene başımı örtmeye gittim. Odamdan çıktım, (odamın karşısında uzun bir koridor var ve koridorun sonunda dış kapı) bir de baktım kapıda babam ve kapıdan içeri girmeye çalışan Kurin. O kadar mutlu oldum ki, resmen bir gün önceki duama cevap gibi gönderilmişti o bana Allah tarafından. Hemen içeri almak için babama ricada bulundum. Ama evde hayvan mı olur, tüy döker, pisletir, tuvaletini yapar diye diye pek ikna edemedim. Neyse o akşamlık eve aldık, ona da tavuk ve pilavdan verdik, o kadar çok yedi ki kuzum karnı kocaman oldu. Tabi yatma saati gelince babam hadi bakalım dışarı bırakalım onu dedi, ben tabi bırakmak istemiyorum, öyle çok sevdim ki daha ilk anda, ne olur bırakmayalım diyorum, ben ona bi yatak yaparım orda yatar, zaten baksana tertemiz diyorum. (hakikaten tertemizdi, bir-iki hafta sonra öğrendim ki bizim yan dairedeki öğrenci kızın da evine gidiyormuş, kız bizim oğlanı şampuanla yıkamış meğer ondan pamuk gibiymiş oğluşum) Böyle böyle derken evde kullanılmayan orta boy bir sepeti kapının yanına koyup içine kullanılmayan havlu falan koyuyorum. Baba bak burda yatar o, ben kontrol ederim burdan çıkarsa yine sepete yatırırım diyorum, babamda: kızm rahat rahat geniş koltuklar varken hiç o sepette yatar mı o diye konuşuyor. Bir yandan da Kurin’i izliyoruz, biz o sırada hafif bir münakaşa içinde sepette yatar yatmaz derken o önce bize bakıyor sonra kapının yanına koyduğum sepetin içine girip kıvrılıveriyor. O anı hayatım boyunca unutamam. Sanki bizi anlamış gibi. Tabi bunu gören babam da ikna oluyor bizde kalmasına. Eh birde kızının psikolojisi bozuk, evden çıkmıyor, kimseyle konuşmuyor ya, bir kedi yoldaş olsun diye belki de bana. O gece sürekli uyanıp sabaha kadar onu kontrol ediyorum, tabi sabaha karşı oradan sıkılıp koltukta yayılarak yatıyor miniğim. Sabah babam işe giderken de kapıyı açıyor ve çıkıyor bizimki tuvaletini yapmak için. Ama o kadar akıllı ki arka odada benim yattığımı bildiğinden penceremde miyavlayarak uyandırıyor beni ve hadi kapıya koş diyorum, ben kapıyı açmaya giderken o zaten gelmiş oluyor ve içeri alıyorum yine. Günlerimiz böyle böyle geçiyor, ben bir yandan KPSS’ye hazırlanıyorum, bir yandan kucağımda Kurin.. Sonra birlikte uyumaya başlıyoruz, bebek gibi kolumda yatıyor, yayılıyor yatakta. Zamanla ona daha da bağlanıyorum. 2 sene sonra evleniyorum ve İstanbul’a yanıma getirtiyorum. Öyle çok seviyorum ki onu, iş çıkışını sırf onu özlediğim için sabırsızlıkla bekliyorum. Sonra 2013 yılının başında Kurin’in karnının gittikçe şiştiğini fark ediyorum. Bir veterinere soruyorum, kilo diyor gayet bilgisizce! Sonra sonra halsizlikleri başlıyor. Tayinimiz çıkıyor ve İstanbul’dan taşınma sürecinde onu anneme bırakıyorum. Ama annemde gittikçe durgunlaştığını söylüyor. Sonra üniversitenin veterinerlik fakültesine götürüyorum, testler yapılıyor ve maalesef FİP teşhisi konuyor.

Nedir FİP?

Fip (feline infectious peritonitis), kedilerin bağışıklık sistemini etkileyen, tedavisi olmayan, ölümcül bir hastalık. Corona virüsünün mutasyona uğramış halinin kedinin bağışıklık sistemine zarar vermesidir. Ancak bazen bu virüs vücudunda bulunsa da aktif hale geçmiyor ve pasif halde olduğunu için kediye bir zararı olmuyor.

Kedilerde Fip Belirtileri Nelerdir?

FIP hastalığının iki tür seyri var, birinde kedi daha ağır rahatsızlıklar geçirirken ötekisinde etkiler daha hafif oluyor.

  • Artan vücut sıcaklığı (Özellikle 39 derecenin sürekli olarak üzerine çıkılması)
  • Göz ve burun bölgelerinden akıntı oluşumu
  • Ani kilo kayıpları
  • Aşırı kusma, iştahsızlık, halsizlik ve hareketsizlik
  • Karın bölgesinde sıvı toplanması (Islak fip formunda gözlenir)
  • Göz renginde değişmeler meydana gelir ( İleri safhada karaciğerin işlevlerini kaybetmesinden dolayı göz renginde değişmeler oluşur)
  • Kansızlığın ilerlemesi ve bağışıklık sisteminin çökmesi ile beraber ciddi oranda solunum zorluğu

Bu hastalık insanlara bulaşmıyor ancak evde başka kedilerinizde varsa hasta olan kedinizden bu hastalığı kapma olasılığı yüksek.

FİP’in Tedavisi Var mı?

Maalesef bu hastalığın bir tedavisi yok. Bir aşısı yok. Ancak doğal bazı yöntemlerle bu hastalıkla uzun yıllar yaşayan kediler de mevcut. Tabi hastalığın iki formu var. Islak form ve kuru form. Bizim ki maalesef ıslak formu idi ve bu daha tehlikeli olan. Çünkü karın boşluğunda biriken sıvı zamanla nefes almasını engelliyor.

…………………………………………………………………….

Ağlamadan yazacağım dedim ama yine olmadı, 1 gün sonra kaldığım yerden devam ediyorum yazmaya.

Hastalıkla ilgili her şeyi küçük bir deftere not ettim, iyiki de yazmışım çünkü araadn uzun zaman geçti çok hatırlamıyorum o süreçte neler yapıldığını.

Hastalığın kesin teşhisi kan tahlili ile kondu, üniversite veterinerlik fakültesinde kan alınıp istanbulda bir merkeze gönderilmişti. Sonrasında zaten tedavisi olmayan bir hastalık olduğu için her ateşlendiğinde veya kötüleştiğinde serum verim gönderiyorlardı. Çörekotunu öğütüp yedirmemi söylemişlerdi, onu yaptım. Onun dışında İzmir’e özel veteriner kliniğinde tomografi çekildi fip olmama, kanser olma ihtimaline karşılık. İzmirdeki o klinikte maalesef deney aracı gibi kullanıldı Kurin. Karnındaki sıvıyı almanın onu rahatlatacağını söylemişlerdi, nitekim benim internetteki araştırmalarım da bu yöndeydi ancak keşke daha fazla araştırsaydım o zaman sıvının bir anda hepsinin değil, her gün azar azar alınması gerektiğini bilirdim. ANCAK ORADAKİ VETERİNER HEKİMİN BUNU BİLMESİ GEREKİRDİ! Neredeyse 3 lt sıvı çıktı karnından, o kadar sıvıyı aldıktan sonra trenle olan gidiş yolculuğumuzda hiç durmadan miyavlayan Kurin, dönüşte hiç sesini çıkarmadan öylece yattı.

İnsan sevdiğine ölümü konduramıyormuş hakikaten. Gözlerinin ferinin gittiğini görene kadar ölmeyecek gibi geliyormuş. Hastalığı yakıştıramıyormuş sevdiğine. İzmir’den döndükten birkaç gün sonra daha da kötüleşti zaten neredeyse 1 aydır hiçbir şey yemiyordu. Hemen veterinerlik fakültesine götürdük yine, öleceğini hala düşünmüyordum, bana göre o iyileşecekti. Birsürü öğrenci başına toplandı, beni ve eşimi dışarı çıkardılar, sonra hepsi odadan teker teker çıktı, Kurinde sedyede. Tekrar normal bakım yaptıkları odaya aldılar, yanımdan öylece geçti, sordum ne oldu iyimi diye çünkü o sırada oksijene bağlamışlardı. Ölüsü yanımdan geçti ama anlamadım. Sonra hocaları geldi, üzgünüm öldü dediler. Bir düğüm. 4 yıl oldu boğazımdaki o düğüm hiç geçmedi. Şu an bu satırları yazarken yine ağlıyorum. 7 ay boyunca hergün ağladım. Kendimi çok suçladım, keşke bu kadar uğraşmasaydım yaşatmak için, ecel geldimi, insan hayvan ne fark eder, vade doldumu elden bir şey gelmezdi. Bunu o zamanlarda yüreğime anlatamadım işte. Geldiğinde de çok şey öğretmişti oğlum bana, ölümüyle de büyük ders verdi. Sen ne yaparsan yap Müjde dedim Hak yanına almak istedi mi elden bir şey gelmez. Gelmiyor, gelmedi. Boğazım yine düğüm düğüm. Kalbim yine paramparça..

O sadece bir kedi değildi. O benim çocuğum yerine koyduğum bir candı. Ben o yüzden çocuğumu kaybetmiş gibi acı çektim. Ben bu satırları yazarken şu Cuma mesajı geldi : Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”….Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme, seni onsuz da yaşatırım.Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar.

Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya.

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur……

“Düşmem” dersin düşersin,”Şaşmam” dersin şaşarsın.

En garibi de budur ya “Öldüm” der, yine de“ yaşarsın.

Hz.Mevlana..

İnsan psikolojisi tuhaf.. Böyle oluyor demek ki.. Kurin’den sonra Allah’dan gayrı hiçbir şeye bu şiddette bağlanmamayı öğrendim. Ölümü, hastalığı kabullenmeyi öğrendim. Acıyı öğrendim en şiddetli haliyle. Ama o öldükten 3 yıl sonra Rabbim bana bir erkek evlat verdi, şükürler olsun. Yine de unutulmuyor işte..

Bu notlar Kurin’in hastalığı ile ilgili, belki birilerinin işine yarar, o yüzden paylaşıyorum.

20170616_091348_HDR[1]20170616_091410_HDR[1]20170616_091423_HDR[1]

20170616_091431_HDR[1]

20170616_091441_HDR[1]

20170616_091511_HDR[1]

20170616_091514_HDR[1]

20170616_091523_HDR[1]

20170616_100031_HDR[1]

20170616_091550_HDR[1]

20170616_091556_HDR[1]

20170616_091604_HDR[1]

20170616_091608_HDR[1]

20170616_100049_HDR[1]

20170616_091641_HDR[1]

20170616_091651_HDR[1]

20170616_091702_HDR[1]

20170616_091714_HDR[1]

20170616_091719_HDR[1]

20170616_091729_HDR[1]

20170616_091733_HDR[1]

20170616_091742_HDR[1]

20170616_091747_HDR[1]

20170616_091755_HDR[1]

20170616_091759_HDR[1]

20170616_091811_HDR[1]20170616_091833_HDR[1]

20170616_091633_HDR[1]20170616_091538_HDR[1]

Previous Older Entries Next Newer Entries

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 259 takipçiye katılın

KATEGORİLER