SIKICI ÇALIŞMA ORTAMINI RENKLENDİRME ÜZERİNE

Can sıkıcı ofis ortamını nasıl kendimce eğlenceli ve katlanabilir hale çevirebilirim onun çalışmasını yapıyorum bu aralar. Karakter olarak tamamen farklı insanlarla çalışmanın zorluğunu yaşıyorum birkez daha. Çok çeşitli işlerde çalıştığımdan olsa gerek envai çeşit insan tanıdım. Girdiğim her ortamda aklımı zorlayan insanlar hep olmuştur. Bir insan bunu niye yapar ki dediğim türden şeyler. yaşam tarzlarıyla ilgili de eleştirilerim var elbet ama orası beni ilgilendirmez sonuçta özgür bireyleriz başkasının yaşam hakkını sınırlamadığı müddetçe herkes istediği hayatı yaşayabilir.

Ama bir insan neden sürekli herkesin arkasından konuşur ki? Yani evet hepimiz maalesef ki zaman zaman dedikodu yapıyoruz ama hergün hergün sürekli birilerinin arkasından konuşmak nasıl bir zevk verir ki?

2. olarak neden herkes herkesin arkasından konuşur ki? 🙂 Hep düşünürdüm oh memuriyet ne rahat, kurum içinde kimsenin başkalarının ezerek yükselme gibi bir derdi olmayacağından hırsları da olmaz insanın, bu sebeple kimse kimseyi kötülemez, herkes ne güzel işini yapar gider, hemen hemen aynı maaşları aldığımızdan maaş kompleksine de giren olmaz, kimse cebindekileri yarıştırma telaşında olmaz.

Meraklı insanlar olmaz, başkalarının özel hayatı üzerinden prim yapmayacaklar nasılsa derdim.

Müdüre yalakalık için çırpınanlar olmaz bu yüzden de herkes birbirini sever ve gül gibi geçinilir gidilir, sinir yok stres yok herkes kendi işini yapıyor derdim. Bir devlet dairesine girdiğim zamanda gözlemlerdim çalışanları, herkes sessiz sakin tıkır tıkır çalışıyor olurdu, bende memur olduğum zaman böyle olacağım herhalde, herkes halinden memnun ne güzel! derdim. Ama 1 yıllık memuriyet hayatımda işlerin hiçte düşündüğüm gibi olmadığını maalesef ki daha ilk aylarda anlamış oldum.

……….

………..

uzun uzun yazdım yazdım içimi döktüm sonra hepsini sildim gitti 🙂 Amaaan dedim yazdın rahatladın işte yayınlama hepsini boşver, gün olur birileri okursa gıybete girer belki.

Ama çok güldüğüm (ilk başlarda şaşırdığım, sinirlendiğim ama artık gülüp geçtiğim) bir şey var ki söylemeden geçemeyeceğim. Yok yok vazgeçtim söylemeyeceğim, o da bende kalsın aklıma geldikçe gülerim ben yine 🙂

Başta dedim ya ofis ortamını, çalışma şartlarımı kendime göre renklendirmeye çalşıyorum, mesela ne mi yapıyorum, sohbetleri hep başkalarının, birbirlerinin ve gelen vatandaşların arkalarından konuşmak üzere kurulu olan oda arkadaşlarımla iş dışında hiç konuşmuyorum, kafa kulaklığı aldım bi tane, ensemden geçiriyorum onu, akşama kadar bazen sohbet dinliyorum, bazen müzik dinliyorum bazen abartıyorum ingilizce sevdiğim diziler var onları dinliyorum bir yandan da işimi yapıyorum:) Üstelik daha mutluyum, gelen bütün vatandaşları güleryüzle karşılıyorum, herkese daha çok yardımcı oluyorum ve gereksiz muhabbetlere katılmadığım için daha çok iş yapıyorum.

Bir ara vakit bulursam renkli kağıtlara motive edici güzel sözler, hadis-i şerifler yazıp küçük bir kutuya koyacağım ve sabah işe geldiğimde açıp okuyacağım her gün.  Güne güzel başlamak adına güzel bir şey yapacağım, her sabah yolun köşesindeki kedileri besleyeceğim,  mavi apartmanın önünden hiç ayrılmayan yeni tanıştığım beyaz köpeği sevip ona da günaydın diyeceğim, balkonumdaki çiçekleri bir daha sulamayı unutmayacağım, hiç tanımadığım ama günde 4 kez karşılıklı aynı güzergahı arşınladığım ve her seferinde karşı karşıya gelip birbirimizi görmemize rağmen selam vermediğim o bayan arkadaşa ilk selamı vereceğim 🙂  Yeni bir masal yazacağım, adına ‘çocuk kalan büyüklere masallar’ diyeceğim ve söz pembe dahi olsa doğru olmayan bir cümleye yer vermeyeceğim.

Bugün Şeker Kız Candy damarım tuttu gene :)))

seker-kiz-candy-11-bolum-izle seker-kiz-candy-13-bolum-izle

Bir çiçek diktim rengine bayılarak aldığım saksımın içine, onu da masada bilgisayarımın yanına koydum, kötü şeyler gördükçe o çiçeğe bakıyorum, bak diyorum kötülüklerin yanında işte böyle güzelliklerde var, bu çiçeğe bak ve mutlu ol çünkü bu çiçek senin için yaratılmış, Allah’ın izniyle senin onun güzelliğini fark etmen için sana açıyor, sana gösteriyor güzelliğini.. Ama elbet bütün güzellikler görebilene..

İşte benim güzel çiçeğim, bu arada adını bilmiyorum bilen varsa söylesin 🙂

20140714_140704_resized

20140716_112504_resized

Bana sorarsanız, işinden memnun musun? İş ortamın nasıl diye? Samimiyetle işimi sevdiğimi söyleyebilirim ama iş ortamını sevip sevmediğim konusunda aynı samimiyeti gösteremem ve çok şükür derim, buna da şükür.

CEP TELEFONU MODEM DE OLUYORMUŞ!

:)) Bu başlık için kusuruma bakmayın ama bu işi kendi kendime becerince aynen bu cümleyi kurdum işte, ayakucumda kendini temizlemekle meşgul olan Oscar’da (benim sıradışı kedim) sanki beni anlamış gibi

 

– Naasıı yaniii, haberin yok muyduu!?!!? Yuhhh sanaa! Bakışı atmasaydı belki kendimi daha iyi hissedebilirdim  🙂

Şu an yaşadığım şehre taşınalı neredeyse bir yıl olmuş ve ben ‘kısmen’ internetsiz geçen bu zaman dilimi içerisinde kendime çok tartıştım. Yeminim vardı bir kere; ‘bir daha asla asla ama asla bu ttnet’le işim olmaz benim!!!’ diye bağırarak çıkmıştım en son o Türk Telekomun koridorlarından, o (büyük lokma ye; büyük söz etme!) lafımdan sonra neyseki, değiştirdiğim bütün evlerde ya internet vardı, ya da bir şekilde komşudan kullanarak idare etmiştim, ama bu sefer öyle bir şey oldu ki taşındığım apartmanda internet yok. (Hmm aslında sonradan arada sırada full çeken bir internet bağlantısıyla çok tesadüfi bir şekilde karşılaşacak ve bu bağlantının üst komşuma ait olduğunu öğrenecek ancak kablo tutuşur diye işleri olmadığı zamanlarda- ki sınırsız internetleri var- interneti kullanmadıklarını bu yüzden sorun yaşayabileceğimi düşünerek internetlerine ortak olma teklifimle kibarca reddedilecektim) Bu şehirde ilk aylar benim için zaten oldukça zor geçtiği (çünkü oğlum niyetine sevdiğim çok sevgili kedim Kurin’i kaybedecektim-bunu da başka bir sayfada anlatırım ) ve çalışmak dışında günün çoğunu uyuyarak geçirdiğim için internetin olmaması bana büyük eksiklikmiş gibi gelmeyecekti. Ama ben kendimi biraz toparladıkça önce bir -hızlısından -akıllı telefon ihtiyacı hissettim (pahalı bir toparlanma süreci yaşadım denilebilir) sonra bu telefon internetsiz olmazdı tabi, hatta aylık 4 gb internet tanımlattım. Ama aylar ayları kovaladı ve başlangıçta bana o devaaasaa gelen telefon ekranı artık küçük gelmeye başladı ve kucağımda laptop yatmadan önce yazmayı özlediğimi fark ettim ve işte bugün tam da buradayım:)

Ben bu yazıyı neden yazacaktım nerelere geldim.. Evet benim gibi teknolojiyle doğup büyümeyenler olabilir, işte onlar için söylüyorum.

Bu akıllı telefonları (bilmiyorum hepsinde var mı ben Samsung Note 2 kullanıyorum) laptopa bluetooth bağlantısı ile bağlayıp, telefonu modem niyetine kullanıp internete (hem de son derece hızlı bir şekilde) bağlanabiliyor muşuz..

Gerçekten kendimden utandım bu cümleleri yazarken bile! Şimdi 9 yaşındaki bir indigo okusa güler dimi:))) Gülsün gülsün, hakkı da var hani :=)))

Bunlar da adım adım yapılacaklar:

1) Telefon kablo ile laptopa bağlanır

2) Ardından sırasıyla aşağıdaki işlemler yapılır ve telefonun interneti kullanılarak laptop ile internete bağlanılırr :)))

2014-05-05-17-38-52[1] 2014-05-05-17-39-16[1] 2014-05-05-17-39-46[1]

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 259 takipçiye katılın

KATEGORİLER