Hayırlı cumalar..

Ömür geçiyor azizim.. Herkes bir dünya telaşında.. Kapılıyorum işte bende bazen o telaşa.. Halbuki aklımda hep elimi eteğimi çekmek var her şeyden.. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum ne yapsam hep eksik sanki.. Ruhumu almışlar bir yerlerde tutuyorlar gibi hissediyorum, ne tuhaf.. Kendimizi bir yerlere ait hissedemeyişimizin nedeni aslında bu dünyaya ait olmadığımız için olabilir mi? Yoksa böyle hisseden sadece ben miyim..

Haydi Yüreğim Eyvallah

Ezelden beri yaralıyım ben, dedim. Göbek bağımın kesildiği günden beri, anne demeyi öğrendiğimden beri.. Çocuk esirgeme yurdunda büyümüş, anne-babasını hiç tanımamış çocuklara imrenirdim küçükken. Aile kıymetini bilmediğimden değil, şiddetli geçimsizlik yaşayan ebeveynler arasında büyüyüp, ebeveynlerim tarafından yetişkin gibi davranmak zorunda bırakıldığım için. İlk kez uzattığım serçe parmağımdaki küçücük tırnağın babama, işyerinde, herkesin önünde saldıran annem tarafından kırıldığı günden beri yetişkinim ben, 10 yaşımdan beri yani. Annemin hem kendini, hem de bizi rezil edip sebepsizce esip gürlediği, bütün bunlara rağmen babamın anneme bir fiske dahi vurmadığı o günlere dönebilseydim alırdım sırt çantamı bu sefer giderdim belki. İnsanlar kolay kolay değişmiyor, 20 yıl geçti annem aynı kadın, babam aynı adam. 20 yılda onlar yaşlanırken ben de onlarla yaşlandım. İlk depresyonumla 18 yaşımda tanıştığımda, kendimle ilgili birçok şeyi fark etmemi sağlayan doktorumun şu sözlerini hiç unutmuyorum: ‘Senin sorunun, çocukluğundan beri annene annelik yapmak zorunda kalman..’ Evet, o fark etmemi sağlamıştı benim o güne dek göremediğim bir çok şeyi. Fark ettim de ne oldu sanki, iyileştim mi, iyileştim. Yaralarım kabuk bağladı, geçti, yine kanadı, yine geçti. Bu günlerde nasıl mıyım? 6 sene önce boşanan (en sonunda boşandılar, neredeyse konuşmayı öğrendiğimden beri onlara artık boşanın diyordum) ebevenlerimden yeniden evlenen babamın evine gittiğim ve 13 aylık oğlumu babamın eşine sevdirdiğim için dünyanın en acımasız suçunu işleyen, en kötü, en gaddar, en affedilemez, sonsuza kadar seçimini yapmış, annesinden onlarca beddua işiten 10 yaşında bir kız çocuğu kalbiyle ama 80 yaşında bir kadın ruhuyla yazıyorum bu satırları. Vicdanım rahat, özür dileyecek bir suçum yok, onca hakarete rağmen annemdir deyip, hakkını ödeyemem deyip aradığımda yine hakaret işitiyorum ama olsun. Yarın ölsem, kalp kırdım mı? – Hayır. Ekleyecek daha fazla virgülüm kalmadı hakim bey. Bu hayata nokta. Hayatın bu kısmına. Eyvallah

 

Gönül

Hatıra küpü devril, sen de ey hayâl gömül!

Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç gönül! 

N.Fazıl Kısakürek

Previous Older Entries

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 246 takipçiye katılın

KATEGORİLER