YUVAYI DİŞİ KUŞ YAPAR-MIŞ

Öyle derler efenim, yuvayı dişi kuş yapar iken erkek kuş tv izlermiş!

O diil de sabah sabah yine sardım birşeylere, ben sürekli bir şeyler yapma hevesi içinde olan bi insanım, böyleyim işte, bir günüm diğeriyle aynı geçti mi ya da yeni bir şey yapmamışsam psikolojim bozulmaya başlıyor hemen. Çocukluğumdan beri tv izlemeyi hiç sevmedim, akşamları annemlerle oturup tv izlemezdim, odamda kitap okurdum ve her hafta en az bir kitap bitirdiğim günleri çok özledim. Evlendiğimden beri kitap okumaya eskisi kadar fırsat bulamıyorum.

Ah, neredeyse unutuyordum, ameliyatı oldum, ilk genel anestezimi de olmuş bulundum, neden o kadar korktum bilmiyorum, anestezi masasından kalkamayanların hikayesini çok duymuş olmamdan olabilir mi?!!? Her neyse, ilk önce damar yolu mu açtılar, iğnemi yaptılar o kısmı bakmadığım için anlamadım ama 2. iğne kesinlikle beni uyutmak içindi, ben en azından üç kez kelime-i şehadet getirebilirim diyordum, sadece bir kez şahadet getirdim, sonra beynimde bir elektrik çarpması ve sonra uyandığımda yanımda eşim vardı, hiçbir şey hatırlamıyorum ama uyandıktan sonra kendime gelene kadarki uçuş anı fena sayılmazdı:) Bende çok sekine okumanın yaptığı etkiye benzer bir etki yaptı, çok sekine okuduğum zamanlarda da böyle bi uçuşa geçer gibi oluyorum bedenimle ruhum arasındaki o görünmez ip arasında sıkışıp kalıyorum sanki, öyle oldu işte genel anestezi maceramda..

Sabah işyerimin penceresinden karşı binada yuvasını yapan kargayı izlemeye dalmışım. -Hayvanları izlemeyi çok seviyorum, tv’de sevdiğim tek şey belgeseller- Muhtemelen dişi karga, bir yerlerden çalı çırpı bulup yuvaya götürüyor, baktım ki hep aynı yere kadar yürüyor, aynı yerden uçup yuvasına konuyor, muhtemelen taşıdığı dal ağır geldi, yüksek yerden uçmak daha kolay olduğundan hep aynı yerden uçup yuvasına konuyor. Dalmışm onun o hareketlerini izlemeye, son aylardaki evde geçirdiğim akşamlar geldi aklıma, bak Müjde dedim, şu hayvancağız vazifesini ne güzel yapıyor, SEN NE YAPIYORSUN!? Ne kadar ibadet ediyorsun!? Ne kadar şükredip kulluk ediyorsun Rabbine!?

Birkaç aydır eşim kendisine hiç vakit ayırmadığımdan şikayet ediyordu, ama bana vakit ayır anlayışı BENİMLE TV İZLE ve BENİMLE DIŞARI ÇIK.. Tamam dışarı çıkma işi kış olduğu için sorun olmadı çünkü çok fazla dışarı çıkmamız da gerekmedi ama akşamları onunla oturup tv izlerken onca saatim boşa gitti! Kendime kızıyorum, kızıyorum çünkü bu vakit ayırmak değil keşke ben yine çalışma odasında oturup kitaplarımı okusaydım aylardır. Bugün kendime söz verdim, bu akşamdan itibaren maksimum 1 saat tv karşısında oturacağım. Eşime de söylüyorum, gel birlikte risale okuyalım yok, ben okiyim sen dinle o da yok! Tv’yi kapat sen istediğin kitabı oku ben istediğim kitabı okiyim o da yok. Anlaşıldı biz karı-koca kitap okuyamayacağız bende pes ediyorum bugün. Bu vakitler böyle geçmeeezzzzzz….

Yine konudan konuya atlıyorum muhtemelen buraya kadar okumadın bile sevgili okuyucu:) Sabah kargaları izlerken ben neden balkonuma bir kuş yuvası ya da yemlik yapmıyorum ki dedim, internette biraz araştırma yaptım ve yapabileceğim basit birkaç model buldum, bu haftasonu fırsat bulabilirsem yapacağım, buraya da eklerim resimleri. Eskiden Osmanlı Devleti döneminde her canlıya o kadar kıymet veriliyormuş ki kuşlar için adeta küçük bir saray görünümünde yuvalar yapılmış şimdiyse avm’lerin, büyük marketlerin çatılarında kuşlar konmasın diye dikenler yapılıyor!!!

Şunların güzelliğine bakar mısınız..

images images2 kus-sarayi-modelleri5 Kus-saraylari kusyuva5

Bunlar da yeni nesil KUŞ EVLERİ

Eski-Çaydanlıktan-Kuş-Yuvası-Yapma-Fikirleri Bird-feeders OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

İnsanın en önemli vazifesi; fıtratına konulmuş olan duyguları ve cihazları iman ve ibadet ile tekemmül ettirip, Allah’a  aziz bir kul olmaktır. Yoksa, hayvan gibi, dünyanın lezzetleri peşinde koşmak ve sadece süfli arzularını tatmin etmek değildir.

BİRİNCİ NOKTA

İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer. Çünkü, iman, insanı Sâni-i Zülcelâline nisbet ediyor. İman bir intisaptır. Öyle ise, insan, iman ile insanda tezahür eden san’at-ı İlâhiye ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye itibarıyla bir kıymet alır. Küfür o nisbeti kat’ eder. O kat’dan, san’at-ı Rabbâniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibarıyla olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir.

Bu sırrı bir temsille beyan edeceğiz. Meselâ, insanların san’atları içinde, nasıl ki maddenin kıymetiyle san’atın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazan müsavi, bazan madde daha kıymettar; bazan oluyor ki, beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş liralık bir san’at bulunuyor. Belki, bazan, antika olan bir san’at antikacıların çarşısına gidilse, hârika-pîşe ve pek eski, hünerver san’atkârına nisbet ederek, o san’atkârı yad etmekle ve o san’atla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir bahasına alınabilir.

İşte, insan, Cenâb-ı Hakkın böyle antika bir san’atıdır. Ve en nazik ve nazenin bir mu’cize-i kudretidir ki, insanı bütün esmâsının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kâinata bir misal-i musağğar suretinde yaratmıştır.

Eğer nur-u iman, içine girse, üstündeki bütün mânidar nakışlar, o ışıkla okunur. O mü’min, şuurla okur ve o intisapla okutur. Yani, “Sâni-i Zülcelâlin masnuuyum, mahlûkuyum, rahmet ve keremine mazharım” gibi mânâlarla, insandaki san’at-ı Rabbâniye tezahür eder. Demek, Sâniine intisaptan ibaret olan iman, insandaki bütün âsâr-ı san’atı izhar eder. İnsanın kıymeti, o san’at-ı Rabbâniyeye göre olur; ve âyine-i Samedâniye itibarıyladır. O halde, şu ehemmiyetsiz olan insan, şu itibarla bütün mahlûkat üstünde bir muhatab-ı İlâhî ve Cennete lâyık bir misafir-i Rabbânî olur.

Eğer kat’-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse, o vakit bütün o mânidar nukuş-u esmâ-i İlâhiye karanlığa düşer, okunmaz. Zira, Sâni unutulsa, Sânie müteveccih mânevî cihetler de anlaşılmaz, adeta başaşağı düşer. O mânidar âli san’atların ve mânevî âli nakışların çoğu gizlenir. Bâki kalan ve gözle görülen bir kısmı ise, süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip, nihayet sukut eder. Herbiri birer parlak elmas iken, birer sönük şişe olurlar. Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar. Maddenin gayesi ve meyvesi ise, dediğimiz gibi, kısacık bir ömürde, hayvânâtın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde, yalnız cüz’î bir hayat geçirmektir. Sonra tefessüh eder, gider. İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalb eder.

“Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur.” Bakara Sûresi, 2:257.

Cenâb-ı Hakk’ın Hak isminin bir cilvesi olan insanı çok dakik bir şekilde inceleyen Risale-i Nur, Onuncu Söz’ün on birinci hakikatında “Bab-ı İnsaniyet” başlığı altında, insanın yüklendiği bütün manaları ve mertebeleri ise, şu şekilde özetlemektedir: “Cenâb-ı Hak ve Mabud-u bilhak, insanı şu kâinat içinde rububiyet-i mutlakasına ve umum âlemlere, rububiyet-i âmmesine karşı en ehemmiyetli bir abd ve hitabat-ı sübhaniyesine en mütefekkir bir muhatap ve mazhariyet-i esmasına en cami bir ayine ve onu ism-i azamın tecellisine ve her isimde bulunan ism-i azamlık mertebesinin tecellisine mazhar bir ahsen-i takvimde yaratıp, ..öyle bir istidat verip, yer ile gökler ve dağlar tahammülünden çekindiği emanet-i kübrayı tahammül edip, yani küçücük, cüz’i ölçüleriyle, san’atçıklarıyla Hâlıkının muhit sıfatlarını, külli şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını ölçerek bilip; hem, yerde en nazik, nazenin, nazdar, aciz, zayıf yaratıp, bütün yerin nebati ve hayvanî olan mahlûkatına bir nev’î tanzimat memuru yapıp, onların tarz-ı tesbihat ve ibadetlerine müdahale ettirip, kâinattaki icraat-ı İlâhiyeye küçücük mikyasta bir temsil gösterip, rububiyet-i Sübhaniyeyi fiilen ve kalen kâinatta ilân ettirmek, meleklerine tercih edip, hilafet rütbesini vererek, onu ebede namzet etmiştir.”

İnsan ehemmiyetsiz olsaydı, mahlûkat onun için halk edilmezdi” hakikatini ders veren Risale-i Nur, “İnsanın beş zahir (dış), beş batıni (iç) olmak üzere on tane hassesi, yani duygusu vardır. İnsan bu duygularıyla ve keza cismiyle, ruhuyla, kalbiyle, dünyanın her bir cüzünden istifade edebileceğini söylemektedir.”23 Çünkü “İnsan, bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş, çok ehemmiyetli istidat ona verilmiş ve o istidadata göre ehemmiyetli vazifeler tevdi edilmiştir.”24 Bu sebeple, “İnsan-ı mü’minin kıymeti ihtiva ettiği sanat-ı âliye ile Esma-i Hüsnadan in’ikas eden cilvelerin nakışları nispetindedir. İnsan-ı kâfirin kıymet-i ise, et, kemikten ibaret fani ve sakıt (itibardan düşmüş) maddesi kıymetiyle ölçülür.”25 Çünkü “insanda iki vecih var: birisi, enaniyet cihetinde şu hayat-ı dünyevîyeye nazırdır. Diğeri, ubudiyet cihetiyle hayat-ı ebediyeye bakar.”26 Bu yüzden insanın insaniyete yükselmesi için, “insana verilen kalp, sır, ruh, akıl, hatta hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyet ile meşgul olmaktadır.”

Ahsen-i takvim, yani en güzel, kıvamında yaratılan insanın “en evvel ve en büyük vazifesinin tesbih ve tahmid olduğunu”28 belirten Risale-i Nur, “insanın mahiyetine kudretten ehemmiyetli cihazat ve kaderden kıymetli programlar tevdi edildiğini”29 ve “insana verilen bütün cihazat-ı acibenin, bu ehemmiyetsiz hayat-ı dünyeviye için değil, belki pek ehemmiyetli bir hayat-ı bakiye için verildiğini”30 belirterek, bu noktada, böyle donanımlı bir insanın aslî vazifesinin, “nihayetsiz makasıda müteveccih vezaifini görüp, acz ve fakr ve kusurunu ubudiyet suretinde ilân etmek ve küllî nazarıyla mevcudatın tesbihatını müşahede ederek, şahadet etmek ve nimetler içinde imdadat-ı Rahmaniyeyi görüp şükretmek ve masnuatta kudret-i Rabbaniyenin mu’cizatını temaşa ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmek”31 olduğuna dikkat çekmiştir. Risale-i Nur, “İnsanın vazife ve mertebe noktasında, kâinatın dikkatli bir seyircisi, mevcudatın belâgatlı bir lisan-ı natıkı (konuşan dili), kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalâacısı, tesbih eden mahlûkatın hayretli bir nazırı ve ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmünde”32 ve “iman, İslâmiyet ve insaniyet cihetinde, abdiyeti içinde bir sultan, cüz’iyeti içinde bir küllî, küçüklüğü içinde bir âlem”33 olduğunu ve “insanın sair zîhayatlar üstündeki tefevvuku (üstünlüğü) ve rütbesini ise, yüksek seciyeleri ve cem’iyetli istidatları ve küllî ubudiyetleri ve geniş vücudî daireleri olarak nitelemiştir.”

İSLAM DİNİNDE HAYVAN HAKLARI

İslam Dinimizde , Hayvanların dövülmesi, işkence edilmesi ve zevk için öldürülmesi haramdır !

Hz. Peygamber (SAV) , savaşmadan önce daima sulh teklif etmiş, arkadaşlarının muhalefetine rağmen karşı tarafın kabulü halinde derhal sulh anlaşması imzalamıştır. Bu hal İslamî bir gelenek teşkil ettiği için Sultan Alparslan, Malazgirt Ovası’nda Romen Diyojen’e sulh teklif etmiş, fakat karşı taraftan kabul görmemiştir. Bu geleneği Osmanlı sultanları da devam ettirmiştir. İslam, her türlü işkenceyi yasakladığı gibi, kuduz bir köpeğe bile kötü davranılmasını istememiştir.

İslam`da soykırım olup olmayacağını veya insana karşı şiddet uygulanıp uygulanamayacağını harp halinde bile yasak ve serbest fıilleri ayrı ayrı özetlenmiştir.Yasak fiiller: Zulüm ve işkence ile öldürmek; muhârip sınıfına girmeyen kadınları, küçükleri sahiplerine hizmet için gelmiş köleleri, sakat ve müzminleri, yaşlıları, hastaları, akıl hastalarını ve dünyadan el etek çekmiş din adamlarını öldürmek yasaktır. Ancak bunlardan biri bedeni, fikri ve malı ile savaşa katılırsa, öldürülebilirler. İnsan ve hayvanların uzuvlarının kesilmesi (müsle) de yasaktır. Verilen söze veya muâhedeye aykırı hareket yasaktır.

 

 HAYVANLAR DA, İNSANLAR GİBİ YAŞAMA HAKKINA SAHİPTİR !

 

Bundan 1400 sene evvel, İslam’ın Kutsal Kitabı Kuran-ı Kerim’de ifade edilmiş ve Hz.Muhammed’in(SAV) hayatında uygulamasını bulmuştur.

 

Yüce Allah,Kur’an-ı Kerim‘de Enam Suresi 38. ayette şöyle diyor:

”Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan  ne varsa hepsi ancak sizin gibi ümmetlerdir…Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirileceklerdir.”

Görüldüğü gibi,Yüce Allah, yaratmış olduğu hiçbir hayvanı aşağılamıyor,tam tersine bütün hayvanları da insan gibi ümmet olarak bildiriyor.Ve bu hayvanlar da, Kıyamet Günü Allah’ın huzurunda toplanacaklardır ve bunlar da hesaba çekileceklerdir. Hz.Peygamberin (SAV) dediği gibi, ‘‘Kıyamet gününde boynuzsuz hayvan, kendisine (boynuz) vuran boynuzlu hayvandan hakkını alacaktır.” Ya insandan olan hakkı!!! ”Haksız olarak bir serçeyi öldürenden, Allah, Kıyamet günü hesap soracaktır.” Diyor Resulallah.

 

”Dünya,Ahiretin tarlasıdır.” Diyor Hz. Peygamber (SAV) . Burada ne ekersek Ahirette onu biçecegiz. Zulüm eken merhamet biçemez, zulmeden merhamet bulamaz. ‘‘Merhamet edenlere Allah’ta merhamet eder. Siz, yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” Diyor Hz. Peygamber (SAV).

”Hayvanlar da kendi yaratılışlarına göre yüce Allah’ı tesbih eden canlılardır ve bunlar asla boşuna yaratılmamış olup,her birinin bir yaratılış hikmeti vardır.”

Yüce Allah,yarattığı her canlıyı İlahi bir Hikmet ve İlahi bir Gayeyle ve Sevgisiyle yaratmıştır ve bizlerden de bütün yarattıklarına sevgi ve merhametle muamele etmemizi  istemektedir. Onun yarattıklarını aşagılamak ve yarattıklarına kötü muamele etmek Allah’a  karşı işlenmiş küfürdür.

 

Bir kutsal hadiste Yüce Allah şöyle buyuruyor:

‘Rahmetime ulaşmak isterseniz,yarattıklarıma şefkat ve merhametle muamele ediniz.”

Hz.Peygamber (SAV), Müslümanlara, (sadece insanlara değil), bütün canlılara karşı merhametli olmalarını tembihlemiştir. Hayvanların ve kuşların korunmasını, onlara eziyet edilmemesini, temizlik ve bakımlarının yapılmasını, yaratılışlarına uygun işlerde kullanılmasını, fazla yük yüklenmemesini, çok gerekli olmadıkça  avlanılmamalarını emretmiştir Bir yuvadan aldığı yavruları torbasına doldurup şehre getiren birine Peygamber Efendimiz onları derhal analarının yanına, aldığı yuvaya iade etmesi uyarısında bulunmuştur.

Bir gün Peygamberimiz(SAV), etrafında oturanlara şu hikayeyi anlatmıştı:”Yolda gitmekte olan birinin susuzluğu arttı. Hemen bir kuyuya inip suyundan içti. Çıkınca, susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaştı. Adam kendi kendine, ‘bu hayvan da benim gibi susamış’ deyip kuyuya indi. Papucunu su doldurdu, ağzıyla tutup yukarı taşıdı ve köpeğe sundu. Bundan dolayı Allah bu kulunu övdü ve günahlarını bağışladı.” 

Bunun üzerine arkadaşları:’Hayvanları sulamakta bize de sevap var mıdır?’ diye sorduklarında Rasulullah (SAV) şöyle cevap verdi: “Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır.” 

Hayvanlara kötü davranmayı yasaklayan Peygamber Efendimiz, “Bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinden yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi.”diyerek bu konuda bizleri uyarmıştır.”

 

Hz.Muhammed(SAV) diyor ki:

”Merhamet etmeyene merhamet edilmez”

”Hayvanlara işkence yapan kişileri yüce Allah Rahmetinden uzak kılsın.” (Hayvanları aç ve susuz bırakmak ve hayvanların beslenmesini engellemek te onlara işkence değil midir?)” Hayvanların dövülmesi, işkence edilmesi ve öldürülmesi haramdır.””Yüce dinimiz İslam, kedi-köpek gibi sahipsiz hayvanların vurularak yada zehirlenerek acımasızca öldürülmelerini asla onaylamaz”” Doğal hayatı, hayvanları korumak,Yüce Allah’ın beğenip övdüğü güzel davranışlar(salih amel) kapsamında yer alır.””Hayvanlara eziyet etmek,onları aç ve susuz bırakmak haramdır.””Yüce Allah, bizlerden, çevremizde açlık ve bakımsızlıktan dolayı ölen zavallı hayvanlardan dolayı da hesap soracaktır. Melekler,amel defterimize bu konudaki duyarsızlık ve ilgisizliğimizden dolayı günah yazmaktadır.” Hayvanlara karşı şefkat ve merhamet göstererek onları koruyup güzel muamele etmek, bir Peygamber davranışıdır.”

 

Zalimlerden olmayalım.”ALLAH ZALİMLERİ SEVMEZ.”

Günümüzde, Allah’ın (cc) en mükerrem yaratığı insana her türlü işkence ve zulümler hâlâ uygulanırken, Hz. Peygamber’in (SAV) hayvanlara bunların yapılmasını yasakladığı görülmektedir.Hz. Peygamber (SAV) Müslümanlara, sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olmalarını öğretmiştir. Merhametli olanlara Rahman (yani merhamet sahihi olan Allah) merhamet eder. Yerde olanlara merhametli olun ki, gökte olanlar da (melekler) size rahmet etsin.[37]

Yine yukarıda ifade edildiği gibi, “Haksız olarak bir serçeyi öldürenden, Cenab-ı Hak kıyâmet gününde hesap soracaktır.[38]

Ayrıca Hz. Peygamber (SAV)’ın, kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını da emretmiştir. [39] Bir yuvadan aldığı yavruları torbasına doldurup şehre getiren birine Peygamber Efendimiz onları derhal analarının yanına, aldığı yuvaya iade etmesi uyarısında bulunmuştur. Böylece bu sevimliyavrularının anne yuvalarında ve tabii ortamda özgürce büyümeleri temin edilmiştir.

İslam medeniyetinin özünü ve hayvanlara bakış açısını çok iyi yansıtan bir diğer örneği ise Peygamber Efendimizin yakın arkadaşlarından Abdullah b. Mes’ud’dan öğreniyoruz:“Allah’ın Resulüyle bir seferde idik. Yanında iki yavrusu bulunan serçe biçiminde bir kuşa rastladık. Yavruları yakalayıverdik. Bunun üzerine anneleri, feryat ederek kanatlarını çırpmaya başladı. Resulullah dönüp de yaptığımızı görünce: ‘Bunu yavrusundan kim ayırdı? Yavrularını ona iade edin” dedi. Biz de onları serbest bıraktık.[40]

 

Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber, hayvanların ve kuşların korunmasını, onlara eziyet edilmemesini, temizlik ve bakımlarının yapılmasını, yaratılışlarına uygun işlerde kullanılmasını, fazla yük yüklenmemesini, av yasağı koyarak rast gele eğlence için avlanılmamalarını emretmiştir

……..

Mekke’nin Fethi !

Hazreti Peygamber (SAV) Medineden Mekke’ye gidiyor. Suikast ihtimali nedeniyle bir gece terketmek zorunda kaldığı Mekke’yi feth etmeye gittiği gün. Arkasındaki orduda onbin insan var. Bu onbin insan Mekke’yi fetih etmeye gidiyor ama, herbirinin yüreğinde Mekke de kendilerine zulm edenlere karşı gerekirse intikam duygusu da var. Ancak O gün Peygamberimiz bu gün savaş günü değil merhamet günüdür, affetme günüdür demiştir. Arkada 10 bin insan var ve bu insanların kontrolü de elbet kolay değildir. Topluluk bir galeyana geldi mi de doğal olarak kontrol dışına da çıkabilir. Savaştasınız ve dün annesi babası ikiye bölünen , parçalanan Hz Ammar B. Yasir eli kılıcında Mekke’ye girse ve anne babasını öldürenleri yakalasa, veya Hz Bilal kendisini kumlardan sürükleyeni bulup yakalasa onlardan belki de hesap soracak…

 

Ama ordunun başında da Allah’ın Resûlu var !

 Ordu ana yola geldiğinde Hz Peygamberimiz (SAV)  devesinin yularını çekiyor, sonra devesini yavaşça yere çöktürüyor. Deveyi çöktürdükten sonra yürümeye başlıyor. Resulullah’ın durup sonra  yürüdüğünü gören arkasındaki onbin kişide duraksıyor. Çünkü oradaki bütün müslümanlar Hz Peygamberin  tek işaretine tek bakışına bile  çok dikkatlidirler. Hz Peygamberimiz (SAV) meğer yolun üzerinde bir karartı görmüştür. Ve o karartı yolun ortasına sereserpe uzanmış anne bir köpektir. Hz Peygamberimiz orduyu  da işte onun için durdurmuştur. Yolun üzerindeki anne köpek yere uzanmıştır ve yavruları da süt emmektedir. Resusullah oraya doğru gelir ve  o köpeğin yavrularına olan merhametine ve sevgisine bakar.

Bu arada gerideki orduya da silsileli halde yayılıyordur bu durum,  acaba Resulullah(SAV) niye durdu diye … Resulullah(SAV) niye durdu ? bir köpek görmüş onun için durdu…

Hz Peygamber (SAV) sahabelerden güçlü ve  yapılı birini yanına çağırır.  Ona “burada dur” der.. “Ordu geçerken buradan sakın bu köpeği ve yavrularını rahatsız etmesin ! ” der

Sahabe orada durur . Ordu köpeği ve yavrularını rahatsız etmemek için tarih şahittir ki  ana yol bırakıp patika yoldan Mekkeye girer…

Mesele sadece hayvanı ezmek değildir ve arkadaki orduya da bir mesaj vardır..

Siz savunmasız bir köpeği dahi ezmeyecek kadar hassas bir ordusunuz.. Mekke de kan dökülmeyecek ! Köpeğe dokunmayacaksınız, insana da dokunmayacaksınız…  

 

Kaynak: DOHAYKO ist. Şubesi GÜRPINAR KONFERANSI Prof. Dr Nihat Hatipoğlu İslamda Hayvan Hakları anlatımı

KEDİDİR KEDİ

Bugün sabah işe giderken yine bir erkek kedinin dişi kediyi kovalamasını izledim. O kadar eğlenceli ki o hallerini gözlemlemek 🙂 Tabi dişi kediyi hiç düşünen yok demesin kimse, erkek kedi de bunu tamamen içgüdüsel olarak yapıyor. Onların cinselliği biz insanlarınki gibi değil. Ne yapsın hayvancağız.

Resim

Olay tam olarak şöyle gerçekleşti; tam iş yerime yaklaşmış ve bu sabahı da kazasız belasız atlattım çok şükür diyecektim ki, üstüme doğru dişi olduğu narinliğinden ve o küçük patilerinin güzelliğinden ve erkeğe oranla çok küçük olan kafasından anlaşılan bir kedi zıplamasın mı, kediseverler bilir ki sokak kedileri kolay kolay kendilerini sevdirmezler, siz inadına sevmek istedikçe de kaçarlar, önlerine bıraktığınız bir konserve yaş mamanın dayanılmaz kokusu bile insanoğlunu devasa bir yaratık (muhtemelen çoğu öyle) olarak görmekten onları vazgeçiremez. Son zamanlarda gündeme gelen kedi işkence vakalarından sonra öyle de görsünler zaten! Nefret ediyorum bunu o masum canlara yapan insan kılığına girmiş müsvettelerden! Resmen kucağıma doğru zıpladı kedi, sağ elimde daha dün internetten alıp kullanmaya kıyamadığım xxxx marka çantam, bir yandan onu yere bırakmak istemiyorum diğer yandan kollarımda tir tir titreyen 6-7 aylık civarında olduğunu tahmin ettiğim alaca sarılı bir tekir. Tırnakları o kadar keskin ki düşmemek için canımı yakıyor ama o bunun farkında bile olmadığından kızamıyorum ona ve sımsıkı sarılıyorum, içimden ‘o erkek kedi sana hiçbir şey yapamayacak korkma sarışın diyorum’ hahaha :)) Sarışın da bu kediye tam uyuyor gerçekten, bu arada peşinden onu kovalayan mahallenin muhtarı ‘Bay Testesteron’ (bu isimde bu kediye gitti) öfke-korku karışımı bir duyguyla gözlerini kucağımdaki sarışına dikmiş bakıyordu. Bense ne yapacağımı şaşırmıştım, elimde gittikçe ağırlaşan sıfır km çantam, kucağımda hayvanlar alemi içerisinde en sevdiğim sevimli sarışın ve çaprazımdaki arabanın altına girmiş, tekerleğin arasından kucağımdaki sarışını süzen Bay Testesteron. Neyseki kedilerde intikam duygusu denen bir şey yok, çünkü eğer olsaydı o kedi mutlaka beni bulur, intakamını alırdı, öyle olmayacak olsa bile ben bu düşünceyle bir daha işe aynı sokaktan gidemezdim. Neyse gelelim hikayenin finaline, her zamanki gibi uzatıyorsun diyeceksin syn Reader, kucağımda sarışınla birlikte işe gitmek istedim, hatta o şarışın ufaklığı alıp evime götürmek, onunla yemeğimi paylaşmak istedim ama kediler işte. Nankör diyecek bunu okurken kedileri sevmeyenler, hayır asla! Ben hiçbir zaman kedilerin nankör olduğunu düşünmedim! Onlar yaratılışları gereği, doğaları neyse o şekilde davranıyorlar, kucağımda sarışınla birkaç adım atmıştım ki, zıpladı kaçtı. Bense o birkaç adımda neler düşünmüş, neler hayal etmiştim. Çok sevdiğim ve öldüğünden beri (tam 8 ay 16 gün önce ) hiç aklımdan çıkmayan kedim Kurin yerine koyabilirim belkide onu dedim, Yemeğimizi paylaşır, uykuda birbirimize sarılırdık mesela, ben tv izlerken o benim henüz bitirmediğim tabağıma sulanırdı, ben onu tam tabağımda yarım kalmış yemeği yerken görüp yakalar ve tatlı tatlı kızardım, o isebenim bu tatlı kızışlarımı bildiğinden başta umursamaz, ancak kafasına inen hafif terlik darbesiyle işte şimdi gerçekten kızgın an’ımı anlardı. Sabahları beni mutlaka tam ezan okunduğu sırada sabah namazına kaldırır, peşinden abdest almam için banyoya kadar sürükler ardından abdest almamı lavabonun yanında bekler abdestimi bitirip ben namaz kılarken seccadenin köşesinde uslu uslu oturur ben namazımı kılmayı bitirince de hemen meyaaowww meyaaaow lamaya başlardı, o bilirdi, nasıl bir kediydi ki o, benim canım ne zaman sıkkın bilirdi, her zaman beni kapıda karşılardı, büyüdükçe birlikte uyumayı sevmez olmuştu, yatağımın hemen yanında duran gardrobumun raylı kapısını zorlar, itip açar ve havluları koyduğum en rahat kısmına yerleşirdi. Tam 3.kattaydı ve bana göre de yatılabilecek en güzel yer aslında tam orasıydı. Kurin öyle bir kediydi ki, hem rahatına düşkün, hem düşünceli, hem duyarlı, kimi zaman kindar ama her zaman bağışlayıcı. Ne çok sevdim ben seni be oğlum. Güzel maskeli yeşil gözlerini yüreğime gömdüğüm… Küçük patilerini zihnime kazıdığım. İşte sarışınla da böyle bir hikayemiz olur belki sanmıştım, ama bizim sarışın o azgın tekiri bırakıp başka bir Bay Testesteron’la muhtemelen yaşayacağı diğer mehtaplı geceler için beni bıraktı gitti. Oysa ne huzurluyduk biz, o kucağımda bana sığınmışken bende onu eve götürüp karnını doyurmayı, tv izlerken kucaüımda mırırıldamasını hayal etmiştim.

Bu sabahın hikayesinden çıkarılacak sonuç sevgili Muji, bu kadar hayalperest olma!

 

Resim

 

Resim

 

Resim

 

Resim

Resim

 

 

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 259 takipçiye katılın

KATEGORİLER