SEVMEK YA DA SEVMEMEK

Bütün mesele bu mudur? Bu mu bütün dünyayı kaplayan derdin? Sevmek ya da sevmemek? Sevdiğinden ilgi görmek ya da görmemek gibi şeyler mi?

Allah gönlümüze öyle güzel duygular vermiş ki, sevgi, şefkat,merhamet,tevazu ama biz bunlar yerine çirkin duyguları yerleştiriyoruz içimize. Hep kötüyü düşünüyoruz, hatta öyle insanlar var ki hayretle kalıyorum söyledikleri karşısında ve diyorum ki bir insan nasıl bu kadar kötü niyetli düşünebilir? Ama her konuda, her konuda ilk olarak nasıl aklına kötüyü getirebilir? Ve bu insan nefsiyle cihad edip iyiyi düşünmesi hususunda nefsini terbiye edebilir mi? İman bunu sağlar mı? Evet, iman bunu sağlar.. Öyle bir şeydir ki o, senin içini paramparça eden düşüncelere karşı dilini ısıttırır ve SUS! dedirtir, göz yaşını içine akıttırır çoğu zaman. SUS çünkü Efendimiz buyuruyor ki: ‘
Öfke insanın aklını örter. O zaman şeytanın avucuna düşer. Şeytan da onu istediği yere sürükler. Öfkelenmek insanın dinini imanını götürebilir, bundan çok korkmalı. Öfkelenmeyin, çünkü kötülükler her zaman öfkeden doğar. Bir insanda kibir varsa, bunun alameti öfkesidir. Kibirden öfke doğar.
‘  diye diye sakin mizaçlı bir kul oldum çıktım işte. Ben bir çok olayda kötüyü düşünen biri olmadım hiç çok şükür, ama nefsimin kötüyü öğütlediği zamanlar, bir olayı takıntı haline getirip kafamda sürekli senaryolaştırıp durarak aylarımı geçirdiğim zamanlar çok olurdu. Hatta bir takıntımdan kurtulmam neredeyse 10 yılımı aldı. 10 yıl boyunca savaştım ama sonra hiç olmamış gibi geçti gitti. Şimdi de neredeyse 1 yıldır takıntı haline getirdiğim ve kafamdan bir türlü atamadığım düşüncelerle cihad ediyorum bu aralar. Öfkeleniyorum, içimden öfke patlamaları yaşıyorum, Ya Sabır çekiyorum hadisi şerifleri okuyorum, Efendimizi örnek alıyorum ve hep bu hadisi şerifleri aklıma getiriyorum.

Kimde şu üç haslet yoksa, îmânın tadını bulamaz:
1- Câhilin, câhilce hareketini savuşturacak bir yumuşaklık,
2- Kendisini harâmdan koruyacak bir takvâ,
3- İnsanları idâre edecek, onlarla iyi geçinecek bir ahlâk.

Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa, Allah o kimseyi cehennemden uzak kılar ve onu şeytandan korur: Kötü bir şeyi yapmak isterken iradesine hakim olan; Nefsi istemediği halde, güzel bir şeyi yapan; Bir şeyi canı çekip, iştah duyduğunda nefsine engel olan; Öfkelendiğinde, öfkesini tutan… 4 özellik daha vardır ki, kimde bulunursa, Allah rahmetini o kimse üzerine yayar ve onu cennetine koyar: Bir yoksulu koruma altına alan; Zayıfa merhamet eden; Emri altındakilere (işçi ve hizmetçilerine) yumuşak davranan; Anne babasına bağış ve iyilikte bulunan…
Hadis (Hakim).

”””””””””””’Her şeyin bir hakikatı vardır. İmanın hakikatı ise şudur: Kul, başına gelen şeyin her şart ve durumda mutlaka ona gelecek olduğunu bilmelidir. Başına gelmeyen şeyin de, hiçbir şekilde kendisine erişmesinin mümkün olmadığına inanmalıdır.
Hadis (Ebu Davud). ””””””””””  Bu kafamızın en en en derinlere kazımamız gereken bir gerçektir!

Bu konuda üstadın çok güzel tesbiti var,

Acaba birgün adâvete değmeyen birşeye bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar?

Halbuki, mü’min kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü, evvelâ kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kazâ hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir.

Saniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlûp olduğundan, acımak ve nedamet edeceğini beklemek.

Salisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.

Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı, en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlûp edecek af ve safh ile ve ulüvvücenaplıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun. Yoksa, sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi, beş paraya değmeyen fâni, zâil,muvakkat, ehemmiyetsiz umur-u dünyeviyeye, güya ebedî dünyada durup ebedî beraber kalacak gibi şedit bir hırsla ve daimî bir kinle, mütemadiyen bir adâvetle mukabele etmek, sîga-i mübalağa ile, bir zalûmiyettir veya bir sarhoşluktur, bir nevi divaneliktir.

İşte, hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adâvete ve fikr-i intikama, eğer şahsını seversen yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmişse, onun sözünü dinleme. Bak, hakikatbîn olan Hafız-ı Şirazî‘yi dinle:

دُنْيَا نَه مَتَاعِيسْتِى كِه اَرْزَدْبَنِزَاعِى

Yani, “Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin.” Çünkü, fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz’î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın. (Yirmiikinci Mektup,Risale-i Nur)

Ben diyorum ki, aslında çektiğimiz bütün ıstıraplar Rabbimizden koptuğumuz anda başladı ve ancak O’na kavuştuğumuz an son bulacak.Fıtratım gereği duygularını sınırda yaşayan biri olarak diyebilirim ki, her zerremle iman sayesinde sükunete erdim, kendimi buldum. Rabbim herkese bu huzuru versin inşallah. Yaşamayan bilmez, sevmeyen anlamaz.

Manuş Baba – Haberin var mı? (Ahmed Arif`in Anısına)” videosunu izleyin

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 259 takipçiye katılın

KATEGORİLER