ÖLÜME NE KADAR HAZIRIZ Kİ?

Ne zor şeymiş ev taşımak.. Keşke sırtımızda taşıyabileceğimizden daha fazlasının sahibi olmasaydık şu misafirhanede… 3 yıl önce çok farklı düşünüyordum, 5 yıl önce çok daha farklı bazı konularda.. Şimdi diyorum ki, evli olmasaydım, bi yer yatağı, bikaç çanak çömlek, bi çalışma masam bide kitaplığım olsa yetermiş gibi. Biz evlendiğimiz zaman çok fazla eşya alıp aileleri zor durumda bırakmak istemedik, bi halımız bile yoktu evlendiğimizde, şimdi söylüyorum inanmıyorlar ama yoktu, ne olacak ki.. önemli olan huzurumuz olsun dedik, iyiki de böyle düşünmüşüm şimdi istediğimiz her şeyi alma gücüne sahibiz elhamdülillah.. Ama şu anda yeni bir şeyler almak bir yana azıcık eşyamız bile öyle çok geldi ki ev taşırken.. 2 senedir poşeti dahi açılmamış şeyler.. Ben biriktirmeyi sevmem, birtek duygularımı biriktiriyorum herhalde, eh o kadar da olsun Müjde 🙂  Hepsini, hepsini verilecekler olarak ayırdım, bir şeyler eksildikçe ben çoğalıyorum sanki, eşyalar ağırlık yapıyor, fazla kıyafetler ağırlık yapıyor..

Yeni evimizle işyeri arasında hergün cenaze malzemeleri satan bir dükkanın önünden geçiyorum. 2 gün önce dayanamadım içeri girdim kendi kefenimi almak üzere.. Sadece kefen satılmıyormuş, her şeyi düşünmüşler, başıma konacak tahtadan yıkanacağım sabuna, yıkanırken üstüme örtülecek peştemala kadar. İçeride çok yoğun acı vardı, ben girdiğimde dükkan sahibinden başka kimse yoktu ama dükkana girer girmez müthiş çok çok çok yoğun bir şeyler sardı ruhumu, sanki görünmeyen bir şeyler beni sıktı da sıktı.. Yine de hemen çıkmadım, malzemelerle ilgili bir kaç soru sorduktan sonra daha sonra alıcam diyip çıktım. Yürümekte zorlandım, gördün mü Müjde kendi kefenini bile almayı beceremiyorsun dedim..

Ne kadar hazırsın ki ölüme?

Nereden biliyorsun ki 70 yaşına kadar yaşayacağını?

Yarın sabah o uykudan uyanabileceğinin garantisini kim verdi sana?

Çok mu önemli bütün o dünyalık işlerin senin ahiretinden?

Ben olmazsam o işler olmaz dediğin işlerin var ya, sen olmasan da olur merak etme…

Ne kadar hazırsın ki ölüme? Ne kadar hazırız ki? Ne kadar hazırım?

O kefen setini alıp o tahtaya da adımı yazacağım, yeni evimizdeki çok sevdiğim çalışma odamda sürekli ölümümü hatırtıp duracak bana…  Sonra şu satırlar geliyor hatırıma…

ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor. Nasılki saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zâhiren birbirine benzer, fakat sür’atte birbirine muhaliftir. Öyle de: İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ: Cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu halde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir.

İşte bu istidada binaen hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlahiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet-i Sübhaniye ve marziyat-ı Rahmaniye cihetiyle bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intac eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer. Evet Bâki-i Hakikî’nin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer onun yolunda olmazsa, bir sene bir saniyedir. Belki onun yolunda bir saniye, lâyemuttur, çok senelerdir. Ve dünya cihetinde ehl-i gafletin yüz senesi, bir saniye hükmüne geçer. Meşhur böyle bir söz var ki: سِنَةُ الْفِرَاقِ سَنَةٌ وَ سَنَةُ الْوِصَالِ سِنَةٌyani: “Firakın bir saniyesi, bir sene kadar uzundur ve visalin bir senesi, bir saniye kadar kısadır.” Ben bu fıkranın bütün bütün aksine diyorum ki: Visal, yani Bâki-i Zülcelal’in rızası dairesinde livechillah bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimî bir pencere-i visaldir.

Gaflet ve dalalet firakı içinde değil bir sene, belki bin sene, bir saniye hükmündedir. O sözden daha meşhur şu söz var:

اَرْضُ الْفَلاَتِ مَعَ اْلاَعْدَاءِ فِنْجَانٌ سَمُّ الْخِيَاطِ مَعَ اْلاَحْبَابِ مَيْدَانٌ

hükmümüzü teyid ediyor. Meşhur evvelki sözün sahih bir manası budur ki: Fâni mevcudatın visali madem fânidir, ne kadar uzun da olsa yine kısa hükmündedir. Senesi, bir saniye gibi geçer; hasretli bir hayal ve esefli bir rü’ya olur. Bekayı isteyen kalb-i insanî bir sene visalde, yalnız bir saniyecikte ancak zerre gibi bir zevkini alabilir. Firak ise saniyesi bir sene değil, senelerdir. Çünki firakın meydanı geniştir. Bekayı isteyen bir kalbe, firak çendan bir saniye de olsa, seneler kadar tahribat yapar. Çünki hadsiz firakları ihtar eder. Maddî ve süflî muhabbetler için bütün mazi ve müstakbel, firakla doludur.

Şu mes’ele münasebetiyle deriz:

Ey insanlar! Fâni, kısa, faidesiz ömrünüzü; bâki, uzun, faideli, meyvedar yapmak ister misiniz?

Madem istemek insaniyetin iktizasıdır, Bâki-i Hakikî’nin yoluna sarfediniz.

Çünki Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.  

Madem her insan gayet şiddetli bir surette uzun bir ömür ister, bekaya âşıktır ve madem bu fâni ömrü, bâki ömre tebdil eden bir çare var ve manen çok uzun bir ömür hükmüne geçirmek mümkündür.

Elbette insaniyeti sukut etmemiş bir insan, o çareyi arayacak ve o imkânı bilfiile çevirmeye çalışacak ve tevfik-i hareket edecek.

İşte o çare budur: Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. “Lillah, livechillah, lieclillah” rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. (Risale-i Nur Külliyatı, Üçüncü Lem’a)

İnsandır…
Sonunda solacak,
kurumuş bir yaprak gibi rüzgâra ilişerek
geldiği toprağa dönecektir.
Yücelerde soluduysa ömrünü
baharda sazı kalır
dallarda hızı kalır
kuşlarda açar sesi
dillerde sözü kalır…
Irmağın kıvrım kıvrım suyunda
köpürür, gümüşlenir…
döndükçe gümüşlenir…
Arının kekik tüten balıyla
leylaklar kınalanmış bakışlar kutsar onu,
köklere sürgünlere uğurlar…
Ardı sıra
ateşböcekleri uçuşur,
su tutuşur…
Dalgalar alkışlarıdır…

Kimi ölür izi kalır,
kimi ölür buzu kalır

Nihat Behram

Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa
Bir yıldırım çarpışıdır dağa
Sonbahar değil ilkbahardır
Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır
Bulutlar açılır güneş çıkar
Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür
Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini

Anladım onlar ölmediler
Ölüm adına
Ölüm maskesini takınarak
Dönüştüler bir ışığa

Sezai Karakoç

Gel anla ve yaşa doğrusal hüznü
Acılar güvence ölümsüzlüğe
Senden her kaçtıkça sana yaklaştım
Göç nasibim özlem kanımdır benim

Bu tenha dünyanın ürküntüsünü
Ekledim gövdeme bir parça gibi
Bir sözdür susuşun bir ince fikir
Bin yorum getirir aklıma birden

Gövdemi kurşunlar sererse yere
Kırgın bakışların değdi bilirim
Ve ölüm konuğum olduğu zaman
Duyduğun vicdanın ayak sesidir.

Mehmet Akif İnan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 246 takipçiye katılın

KATEGORİLER

%d blogcu bunu beğendi: