Tevekkeltü Alâllah

İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir.
“Tevekkeltü alâllah” der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder.
Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder,
rahatla dünyadan geçer,
berzahta istirahat eder.
Sonra, saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir.
Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker. 
((23. Söz, Risale-i Nur))
 KadirSakoglu_008
Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah….
Bugün karar verdim, çocuğumuzun olmadığını ailelere söyleyeceğim, hem böylece yalan söylemek zorunda kalmam, hem de daha az sorarlar artık en azından. Hem bu benim suçum değil, her şey Allah’tan. Her şey Allahın takdiri ile olur, bir gün üzülmüştüm bu konuyla ilgili, sonra aklıma o kadar çok şey geldiki,
Müjde dedim, çocuğun olsa ve ölse bu acıya dayanabilir misin?? O zaman da tevekkeltü alallah diyip gözyaşını sessizce içine akıtabilir misin?
Farzedelim çocuk oldu ama imanı zayıf bir genç oldu, belki de benim ya da eşimin imanını etkileyecek kadar…
Çocuk oldu ama farz et ki sen öldün, eşim o çocuğa bakabilecek mi… vs… vs… vs… Düşündüm düşündüm düşündüm.. Bir şey olmuyorsa mutlaka hayırlısı böyle olduğu için olmuyordur…
Biz insanoğlu olarak o kadar sabırsısız ki.. Şimdi tüp bebek tedavisi vs. başlayacak diye ailelere söylesek öteki ay hayırlı haber bekleyip soracaklar biliyorum 🙂 Ben nefsim için çocuk istemedim hiç Rabbim biliyo ya….
  • Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir. (Şura Suresi, 49-50)

Şimdi bu surede diyor ya dilediği kimseyi de kısır yapar, eğer bu yazıyı okuyup da çocuğu olmayan kardeşlerim varsa sakın üzülmesinler, düşünsenize Kuran-ı Kerim’de bizden bahsediyor =)) Tamam biliyorum üzülmemek zor ama vardır bunda bir hayır demek lazım, tüm düşüncemizi ‘çocuğum olmuyor, çocuğum olmuyor, çocuğum olmuyor’ fikrine odaklarsak dünya ne kadar yaşanılmaz bir yer haline gelir düşünsenize.. Zaten üç günlük dünya, bugün varıız, yarın yok..

  • 64. Sure (Tegâbün Suresi), 15. Ayet
    Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.

Çocuğun olması da olmaması da bir imtihandır.. Ey nefsim..

Yine bu çocuk olmama meselesini düşünürken Hz.Musa ile Hızır(as) kıssası geldi aklıma.. Kehf Suresi’nde geçen bu kıssayı paylaşmak istedim.

hat sanati resimleri4

Buhârî ile Müslim, Übey b. Ka’b yoluyla Resulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:

“Mûsâ, İsrail oğulları içinde bir gün hutbe anlatmaya kalk­tığı sırada kendisine:

– “İnsanların bilgi yönünden en bilgilisi hangisidir?” diye sordular. Musa’da:

– “Benim” dedi.

Mûsâ, bu konudaki bilgiyi Allah’a havale etmedi. Bundan dolayı da Allah, onu, (böyle cevap vermesinden ötürü) kınamış ve ona:

– “İki denizin bitiştiği yerde benim bir kulum vardır ki o, (bilgi yönünden) senden daha bilgilidir” diye vahyetti. Mû­sâ’da, Allah’a:

– “Ya Rab! Ben onunla nasıl buluşabilirim?” diye sordu. Allah:

– “Bir balık al ve onu içerisinde su bulunan bir kovanın i-çine koy. Onu yanında taşı. Onu nerede kaybedersen, işte o kulum orada (demek)tir” buyurdu.

(Bunun üzerine Mûsâ, bir balık alıp kovanın içine koydu ve yanındaki genç arkadaşına[89]

– “Balığı nerede kaybedersen, onu bana haber ver” diye tembih etti.)

Mûsâ, beraberinde genç bir arkadaşı olduğu halde yola koyuldu. İki denizin bitiştiği yerde bulunan büyük bir kaya parçasının yanma varıp orada başlarını yere koyup uyudular. Kovanın içindeki balık, kımıldayarak kovadan sıçrayıp denize düştü. Fakat Allah, balık için denizin akışını tuttu ve denizin yüzeyinde bir halka oluşturup balığın ondan gizli bir yol bula­rak denizin içerisine doğru girmesini sağladı.

Genç uyandığında balığın denizin içine düştüğünü gördü. -paha sonra uyanan Musa’ya haber vermeyi unuttu. Sonra ikisi de, o günün geri kalanı ve bütün gece boyunca yürüdüler. Er­tesi gün olduğunda, Mûsâ, genç arkadaşına:

– ‘Kuşluk yemeğimizi bize getir (de yiyelim). Doğrusu bu yolculuğumuzdan epey bir yorgunluk çektik’ (Kehf: 18/62) de­di.

Halbuki Mûsâ, Allah tarafından kendisine emir olunan ye­rin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Genç arkadaşı, Musa’ya:

– Gördün mü? Kayaya sığındığımız vakit balığı (n denize düştüğünü sana haber vermeyi) unuttum. Onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu. (Doğrusu balık) şaşılacak şekil­de denizin içinde yolunu tut(up git)ti’ (Kehf: 18/63) dedi.

Balığın şaşılacak bir şekilde denizin içinde yolunu tutup gitmesi Musa’yı ve genç arkadaşını şaşkına çevirmişti. Mûsâ:

– “İşte aradığımız (yer) orasıdır (Kehf: 18/64) dedi.

Tekrar izlerini takip ederek geldikleri yere geri döndüler. Büyük kaya parçasının yanma vardıklarında, bir elbiseye bü­rünmüş (ve elbisenin bir tarafını ayaklarının altına, bir tarafını da başının altına sermiş ve arkasının üzerine dümdüz yatmış olan) Hızır’ı gördüler. Mûsâ, ona selam verdi. Hızır’ da:

– (Kimsenin bulunmadığı) bu yerde (Allah’ın) selamı ha! Kimsin sen?’ diye sordu. Musa’da:

– Ben, (Allah’ın sana gönderdiği) Musa’yım!’ dedi. Hızır:

– İsrail oğullarının Musa’sı mısın?’ diye sordu. Mûsâ:

– Evet! (İsrail oğullarının Mûsâ’sıyım. Sende bir ilim bu­lunduğu bana haber verildi.) Sana öğretilen rüşdü[90] bana öğ­retmen için sana geldim’ dedi. Hızır:

– Sen benimle (beraber bulunmaya) sabredemezsin’ (Kehf: 18/67) dedi. Çünkü Ey Mûsâ! Ben, Allah’ın kendi il­minden bana öğrettiği öyle bir ilme sahibim ki, sen, onu bile­mezsin. Sen ise, Allah’ın kendi ilminden sana öğrettiği öyle bir ilim vardır ki, onu da, ben bilemem’ dedi. Mûsâ:

– inşallah’ sen, benim, sabrettiğimi göreceksin. Senin (yaptığın) iş (lere) de karşı gelmem’ (Kehf: 18/69) dedi. Hızır, Musa’ya:

– Eğer bana uyarsan, sana bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma’ (Kehf: 18/70) dedi.

Bunun üzerine sahile doğru yürüyüp gittiler. Sahilde bir gemiye rastladılar. Kendilerini gemiye almaları için, gemi sa­hipleriyle konuştular. Gemi sahipleri, Hızır’ı tanıdılar. Hızır ile Musa’yı, ücretsiz olarak gemiye aldılar. Bunun üzerine Hızır ile Mûsâ, gemiye bindiler. Hızır, Musa’nın beklemediği bir anda ansızın ayağıyla geminin bir tahtasını söktü. Mûsâ, Hı­zır’a:

– Bunlar, bizi, ücretsiz olarak gemiye alan bir topluluk. Sen ise onların gemisini delmeye çalışıp batırmak istiyorsun. (Yoksa sen,) ‘gemi halkını boğmak için mi deldin? Gerçekten sen, (zararı) büyük bir iş yaptın’ (Kehf: 18/71) dedi.

Resulullah (s.a.v.) sözüne devamla şöyle dedi: “Musa’nın, Hızır’a karşı bu ilk. davranışı, bir dalgınlık ve unutkanlık eseri idi…

O sırada bir serçe, geminin kenarına konup denizden bir yudum su almıştı.

– Hızır, Musa’ya:

‘Senin ilmin ve benim ilmim, Allah’ın ilminin yanında, şu serçenin (gagasıyla) denizden aldığı bir yudum su kadar!’ dedi.

Daha sonra gemiden çıktılar. Deniz sahilinde yürüyüp git­tikleri sırada başka çocuklarla oynayan bir oğlan çocuğu gör­düler. Hızır, hemen oğlanın başını tutup koparmak suretiyle onu Öldürdü.

Mûsâ, Hızır’a:

– ‘Tertemiz bir canı, hiç bir kimseyi öldürmediği halde kat­lettin ha!’ (Kehf: 18/74) dedi. Hızır’da, Musa’ya:

– ‘Ben,, sana, benimle beraberliğe sabredemedin, deme­dim mi?’ (Kehf: 18/75) dedi.

Süfyan derki: ‘Bu, birinci tepkisinden daha ağır idi.’ Mûsâ, Hızır’a:

– ‘Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan son Özre ulaştın’ (Kehf: 18/76) dedi.

Bunun üzerine (yine yola koyulup) gittiler. ‘Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Köy halkı ise, onları, misafir etmekten kaçındılar. Bu arada, orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar.’ (Kehf: 18/77) Hızır, eliyle onu doğrulttu. Mûsâ, Hızır’a:

– ‘Bunlar, yanlarına geldiğimiz halde bizi misafir etmeyen ve bize yemek vermeyen
bir topluluk. İsteseydin elbette bu yap­tığın iş karşılığında bir ücret alırdın’ (Kehf: 18/77) dedi.

Hı­zır’da, Musa’ya:

– ‘İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sa­na, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber verece­ğim’ (Kehf: 18/78) dedi.

“Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.”

“Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”

”İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.”

  “Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.”  (Kehf Suresi 79-82)


Resulullah (s.a.v.) devamla: ‘Allah, Musa’ya rahmet etsin. İsterdim ki, o, sabretseydi. Bu sayede Allah, bize, ikisi arasın­da geçen işleri haber verirdi!!’ buyurdu.”

Rabbim hepimizi darlıkta da bollukta da sabreden kullarından eylesin inşaallah.. Ben beni bıraktığım zaman sen beni bırakma YA RAB. AMİN.

i
Reklamlar

4 Yorum (+add yours?)

  1. alelumum
    Nis 16, 2015 @ 07:18:31

    Hayatta ne olacağı hiç belli olmuyor. Ben 3 sene öncesine kadar hayatımın tamamını planlamıştım. Tamamını, kiminle evleneceğimi, çocuklarımın isimlerini vs. Sonra başka birisiyle evlendim ve ayrıldım. Çok istediğim çocuk da gelmedi. Kendime geldiğimde düşündüm, ben kendimi ne zannediyormuşum ki o kadar emin olmuşum, planlar yapmışım. Bizim planlarımız herşeyin en iyisini bilen Allah’ ın planlarına uymaz. Çünkü onun bize yaşattıklarında vardır bir hikmet, daha derin bir düşünce vardır. Ben bu şekilde olgunlaştım, herkesi de farklı şekillerde terbiye ediyor Rabbim.

    Allah size çevrenizdekilere anlatmanızda güç ve moral versin Müjde hanım. Üzülmeyin, çünkü dediğiniz gibi çocuk sahibi olup da ayrı bir şekilde sınanabilirdiniz. Benim bir akrabamın 10 sene çocuğu olmadı. Her yolu denediler, olmadığı zamanlar da dünyaları başlarına yıkıldı. Sonra bir çocukları oldu ama özürlü, Allah yardımcıları olsun. O çocuktan iki sene sonra da normal bir şekilde ikinci bebekleri oldu, onun sağlığı yerinde çok şükür.

    Demem o ki, insan bazen ısrarlıca birşeyleri istemeye de korkuyor. Bir ikincisi de, bir takım şeylere fazla odaklanmadıkça kendiliğinden geliyor olabilir bazen. Allah yardımcınız olsun, gönlünüze göre versin in şaa Allah. 🙂 Duanıza amin.

    Cevapla

  2. muji
    Nis 16, 2015 @ 07:25:04

    Biz iman ile nasiplendiğimiz için o kadar kısmetliyizki.. Siz böyle yazınca dedim ki iyiki iman var, inanç var.. Düşünsenize, belki siz de çok zor dönemler atlattınız ama Rabbimin iman nuru sayesinde ‘Bizim planlarımız her şeyin en iyisini bilen Allah’ın planlarına uymayabilir’ diyorsunuz.. Keşke herkes bu idrakte olabilse, o zaman insan en büyük sıkıntılara bile Rabbimden geliyor diyerek göğüs gerebilir.. Yorumuzun için, dualarınız için teşekkür ederim:) Rabbim sizin de gönlünüze göre versin inşallah..

    Cevapla

  3. faesko
    Nis 16, 2015 @ 17:36:35

    Allah kolaylık versin. Her zorlukla beraber 2 kolaylık vardır.
    Sizi Allah için -görmeden- seviyorum. 🙂 ❤

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 246 takipçiye katılın

KATEGORİLER

%d blogcu bunu beğendi: