SİN ŞIN’A GİRİNCE

Bugün çalıştığım yere çok tatlı bir amca geldi. 75 yaşında bir delikanlı 🙂 Delikanlı diyorum çünkü maşallah hafızası benden (hadi ben balık hafızalıyım) ve yaşıtlarımdan kat be kat iyi.. Öyle güzel şeyler anlattı ki sayesinde biraz nasiplendim bende. Her cümlesinde Allah,Kuran,Peygamber diyen insanları bir başka seviyorum. Seviyorum çünkü maalesef çevremde bu konuları konuşabileceğim gönüldaşım pek yok. Dün Said Nursi’nin bir sözünü okudum ve işte dedim benim yalnızlığım bu yüzden, diyor ki üstad:

‘İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki her iki taraf, sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübâdele etsinler ve lezâizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde yek diğerine muâvin ve yardımcı olsunlar. ‘

Bir ahiret kardeşi yalnızlığındayım şimdi diyesim geliyor ve çooook sevdiğim 17 yıllık canım arkadaşım için bundan sonra daha daha çok dua etmem gerekiyor diye düşünüyorum. Ne olurdu ben namaz kıldığımda o dışarda beklemese, o da yanımda ‘Allahuekber’ dese, birlikte secdeye gitsek,ben böyle konuları onunla da konuşabilsem, sanki bir boşluk kapanırmış gibi yüreğimdeki..

Ahiret kardeşliği konusuna daha önceden vakıf olmuşluğumdan değil yine hoşsohbet İbrahim amca sayesinde öğrendim. Bu arada İbrahim amca Bediüzzaman’ın imamlığında namaz kılmış ve onun sohbetlerinde bulunmuş. Ona sordum diye başlıyor anlatmaya, Bediüzzaman’a sormuş: neden beş vakit namaz? Üç vakit olmaz mı?

Önce (eliyle gösteriyor, işaret ve başparmağını tam gözlüğün değdiği iki kaşının ortasını tutarak anlatıyor) aynen böyle tutardı kızım, düşünür gibi sonra cevap verirdi diyor. Sen hastasın diyelim doktora gittin, şimdi doktor sana dese bu ilacı günde 5 kere içeceksin, sen diyebilir misin ki 3 kez içsem olmaz mı? Beş defa o ilacı içince faydasını göreceksin ki sana beş kez diyor, üç kez içeceksin sonra da ben iyileşmedim diyeceksin.. Olmaz…

Böyle böyle bir güzel anlatıyor İbrahim amca sanki dün yaşamış gibi olayı.. Ben daha risale-i nurların hepsini okumadığım için bu konu kitaplarda geçiyor mu bilmiyorum, belki ben yanlış aktarmışımdır, yanlışım varsa düzeltenden Allah razı olsun…

Ben ; İbrahim amca seni çok sevdim bir resmini çekeyim de hatıra olsun diyorum ve resmini çekiyorum:)

wpid-20140819_111831.jpg

O kadar çok şey anlattı ki 1.5 saat içinde İbrahim amca.. Uzun süreler İstanbul’da yaşamış, çok okumuş, ilim sahibi maşaallah, hala da gözlerim yorulsa da kitap okuyorum diyor ve başlıyor Yavuz Sultan Selim Han’ı anlatmaya.. Ben onun ağzından onun gibi güzel aktaramayacağımdan başka bir siteden bulduğum bu bilgiyi paylaşıyorum.

 Yavuz Sultan Selim Mısır seferinden sonra Şam’da bir müddet kalır. Ordunun para sıkıntısı olduğu bir dönemde ünlü alim Şeyh Muhyiddin-i Arabinin kitaplarından okur. Sultan onun kabrine gidip ruhu için dua etmek ister. Şam halkı Şeyh’in kabrini bilmiyorlardır. Bu konu araştırılır ve tellallarla bilenin ödüllendirileceği halka duyurulur. Kimse çıkmaz, yalnızca dağda koyun otlatan bir çoban gelir: “Efendim Kasyun dağının yamacında bir yer biliyorum, oradan ne koyunların birisi bir ot yer nede oraya bir hayvan basar. Oranın otları kendi halinde büyür ve zamanı gelince de kurur gider. Zannım o ki aradığınız yer orasıdır” der.

Çobanın tahmini doğru çıkar. kazılan yerde Şeyh-i Ekber’in cesedi hiç çürümeden durmaktadır. Sultan onun için bir türbe yaptırır ve defin işlemiyle bizzat ilgilenir. Defin bitince Şam halkının Şeyh hakkındaki bildiklerini öğrenmek ister. İleri gelenlerden bazı alimleri ve gün görmüş kişileri huzura çağırır. Onlarda kendilerine intikal eden bir rivayeti sanki ağız birliği etmişçesine anlatırlar. Meğer vakti zamanında Şeyh, Şam halkının maddi şeylere düşkünlüklerinden yakınarak onlara nasihat etmiş, sonunda da ses tonunu yükseltip ayağını yere vura vura “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır!’” diye haykırmış. Halk, bu söz ile kendi inançlarına hakaret edildiğini, kendilerinin Allah’a taptıklarını, Şeyh’in bu sözüyle küfre girdiğini iddia ederek kadılara şikayet etmişler ve onlarda Şeyh’in cezalandırılmasına hükmetmişler. Şeyh’in haksız yere eza cefa çekmesine gönlü razı olmayan dostlarından biri Muhyiddin-i Arabiye’e gelip “Neden sözünden dönmüyorsun, neden sır gibi davranıyorsun?” diye sorunca da o acı bir tebessüm ile “İzadahale’s-Sin ila’ş-Şınzahira sırrı!” demiş, Sultan bunu duyunca çok şaşırır. Bu söz,   ”Sin Şın’a girince sırrım anlaşılır!”demeye gelmektedir. Sultan, bu sefer Şeyh’in bu sözü tam nerede söylediğini araştırır. Aradan üç yüzyıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen bir kişi tahminen yerini bilebilir. Sultan bizzat oraya kadar gider. Gidilen yer yüksekçe bir tepedir. Sultan tepeyi kazmalarını emreder. Çok geçmeden kazılan yerden bir küp altın çıkar. Sonra Sultan şöyle söyler “Peygamberimiz, zamanın küfür meclislerine binaen ‘Dininiz paranız, kıbleniz kadınlarınız.’ buyurmadı mı? Muhyiddin-i Arabi de buna dayanarak, taptığınız ayağımın altında demekle, benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama o zaman bunu kimse anlayamamış ve Şeyh-i Ekber’i haksız yere idam etmişler.”

Şam halkı günlerce bu hadiseyi konuşur ve Sultan’ın kerametine bir kez daha inanırlar. Çünkü Sin, Selim adının ilk harfi, Şın da Şam isminin ilk harfi idi. Sin’in Şın’a girmesi gerçekleşmiştir. Halk bu kerameti büyük bir uğur telakki eder, Sultan ve ordusuna hizmet için canla başla yarışırlar. Şeyh’in altınlarını akçeye tahvil ederler. Böylece ordu yola çıkar.Muhiddin Arabinin Mezarı

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri kitaplarından birine şöyle bir ibare yazar;“Dehalessinivessinişinine”.Aradan yıllar geçer, Yavuz Sultan Selim Şam’ı almak isterken, Sina Çölü’nü geçmesi gerekmektedir.Ancak o zamanın devrinde Sinâ Çölü’nü geçmek çok zordur. Çünkü çölde su yoktur ve askerler 12 gün susuz yürümek zorundadırlar. Yavuz Sultan Selim çölü geçene kadar çok fazla zayiat vereceğini düşünür.Bu arada Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin kitabı eline geçer. Kitaptaki;“Dehalessinivessinişinine” ibaresini gören Yavuz Sultan Selim’de, Sina Çölü’nüzayiatsız geçeceği ve Şam’a gireceği kanaati hâsıl olur.Çünkü bu ibarede;“Sin şine girer. O zaman benim sözümü isbat eder ve benim intikamımı alır” denmektedir.  Gerçekten de Sinâ Çölü zayiatsız geçilir ve Sultan Selim Şam’a girer.Kocamustafapaşa’da Sümbül Efendi’nin kalp gözü açık bir talebesi İstanbul’un Silivrikapı surlarına çıkar ve Yavuz Sultan Selim’in Şam seferine çıkışını seyreder. Gider Sümbül Efendi’ye haber verir.Birgün yine Yavuz Sultan Selim’in Şam seferini seyreden Seyyid Ömer, Sultan’ın Şam’a girdiğini görünce heyecanla şöyle bağırır; “Yavuz Sultan Selim Şam’a girdi!” ve Silivrikapı surlarından düşerek orada ölür. Düştüğü yere mezarını yaparlar. Bir beyaztaşa “Seyyid Ömer’dir” diye yazmışlar.

KERAMETLERİ

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri hayatı boyunca pek çok harikulade kerametler göstermiş, ibret verici hayat levhaları ortaya koymuştur. Hatta eserlerinde geleceğe dair bazı açıklamalarda bulunmuş, ipuçları vermiştir. İşte bunlardan bir tanesi: Eserinde “Sin-Şın’a gelince (girince) Muhyiddin’in kabri ortaya çıkar.” demiştir. Burada “Sin”den kasdedilen Osmanlı Hükümdarı I. Selim (Yavuz Sultan Selim)’dir. “Şın”dan kasıt ise Şam şehridir. Sin-Şın’a gelince (girince) tabiriyle ne anlatılmak istenmiş, insanlara hangi mesajlar verilmiş onu izaha çalışalım:
Öncelikle Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin yaşadığı dönem 1164-1240 tarihleri arasıdır. Yavuz Sultan Selim’in Şam’a girme olayı ise 1516 tarihidir. İki olay arasında 3 asırlık zaman dilimi bulunmaktadır. Olayın ayrıntıları ise şu şekildedir:
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Şam’da ayağını bir yere basarak insanlara şöyle seslendi: “Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır.” İnsanlar bunu anlayamadı ve kendisini küfürle suçladılar. Bu sözlerinden dolayı ölüme mahkûm ettiler. Büyük velî’yi şehit ettikleri gibi cesedini de Şam’ın çöplüğüne attılar. Bir müddet sonra ayağını bastığı yeri kazdıklarında bir küp altın buldular. Aslında büyük velî insanlara bir ders vermek istemiş onları paraya, maddeye, kapitale tapmakla suçlamış gerçek tapılması gerekenin Allah olduğu mesajını vermiş fakat insanlar bunu anlayamamışlardır. Bu gerçek ancak çok sonraları anlaşılabilmiştir. Günümüzde ise bu realite kaçınılmaz bir haldedir.
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Sin-Şın’a gelince (girince) diyordu. İşte Osmanlı Devletinin yükselme dönemi hükümdarlarından Yavuz Sultan Selim Han Doğu üzerine sefere çıkmıştır. 1516 tarihinde Şam şehrine girmiştir. Böylece Sin (Selim), Şın’a (Şam) gelmiş oldu yani I. Selim Şam’a girdi. Yavuz Sultan Selim Şam’da bu büyük velî’nin mezarını aramaya başladı. Şam’ın çöplüğünü kazdırdı, kazdırdı… Yaklaşık 3 asırdan beri biriken çöplerin arasından büyük velî’nin cesedi çıkarıldı. Ceset taptaze duruyordu, ne alnındaki ter zerrecikleri ne de boynundaki kandamlacıkları kurumuştu. Yüce yaratıcı kendi dostunu aynen muhafaza etmiş, söylediği sözü ise tüm insanlara ibret verircesine aynen ortaya çıkarmıştır. Böylece Selim’in Şam’a girmesiyle büyük velî’nin mezarı ortaya çıkmıştır.
Yavuz Sultan Selim Han hemen oradaki tüm çöpleri temizletmiş büyük veli için bir türbe inşa ettirmiştir, türbenin yanına ise bir cami ve imaret yaptırmış, bir vakıf kurdurmuştur. Bunların tamamı üç ay içerisinde gerçekleşmiş Yavuz Sultan Selim tamamlanan cami açılışında ilk cuma namazını da eda etmiştir. Şam Salihiye’de bulunan bu türbe ise o günden günümüze kadar insanlar tarafından ziyaretgâh haline getirilmiştir. Böylece büyük velinin gerçek kimlik ve niteliği de tüm insanlarca anlaşılmıştır

Kaynak : http://www.netpano.com/yavuz-sultan-selimin-300-yil-sonraki-kesfi/

Yine bir arkadaşımın anlattığı Timur ve Cengiz Han’ın geçmeye cesaret edemediği Sina Çölü’nü Yavuz Sultan Selim Han nasıl  12-13 günde geçti, sefere çıkmadan önce gördüğü rüya.. Bunu da başka bir yazıda anlatırım inşaallah 🙂

Sanma şahım /herkesi sen / sadıkane / yar olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur
Sadıkane / belki ol / alemde bir / dildar olur
Yar olur / ağyar olur / dildar olur / serdar olur “

Yavuz Sultan Selim Han

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 260 takipçiye katılın

KATEGORİLER

%d blogcu bunu beğendi: