Galata Kulesinin Kız Kulesine Olan Aşkı

Galata Kulesi…

Bir İstanbul Masalı’nın aşığı, asla ulaşamayacağı Kız Kulesi’ne sevdalı…

Galata Kulesi ile Kız Kulesi’ni aynı günde ziyaret  edip imkansız aşıklara biraz şiir fısıldamak isterdim, Güneşin batışını Galata Kulesi’nden seyredalıp yıldızlarla Kız Kulesi’nde buluşmak… Ama bu seferlik öksüz kaldı sevdam. Yüzyıllardır kavuşamayan aşıkları ben de kavuşturamadım.  Hem eğer kavuşabilmiş olsalardı yıllarca dillere destan olurlar mıydı aşklarıyla Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre ya da Yusuf ile Züleyha ? İşte bundandır ki divan edebiyatı hep kavuşamayan aşıklardan bahseder. Divan edebiyatında bütün aşklar tek yanlıdır, aşık hep sever, acı çeker, hiçbir karşılık görmez, her zaman sevdiğinden ayrı kalışını dile getirir.

wpid-ımg_29507440837327.jpeg.jpeg

Galata Kulesi’nin Kız Kulesine olan aşkını ne de güzel anlatmış Bedri Rahmi  Eyüboğlu ‘İstanbul Destanı’ adlı şiirinde:

“İstanbul deyince aklıma kuleler gelir.

Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır.

Ama şu Kız Kulesinin aklı olsa, Galata kulesine varır.

Bir sürü çocukları olur”

Evet şiir güzel ama şairin dediği gibi Kız Kulesi akılsız başın cezasını çektiğinden değil imkansız bir sevdaya tutulduğundan kavuşamamıştır Galata Kulesi’ne.

Gelelim hikayemize…

Kız kulesi şu koca boğazın ortasında yalnız başına, bütün zarafeti, afeti ve güzelliği ile insanı büyüleyen yüzyıllardır var olan şaheser. Güzelliği ve aşklara konu olan efsaneleri ile dillere destandır Kız Kulesi ama yapayalnızdır. Var olmuş nice aşklar görmüştür ama kendi hep yalnız kalmıştır yıllarca. Bu yalnızlık onu denizin karanlıklarını görmeye itmiş,ruhunu karartmıştır.Artık ne eski ışıltısı vardır ne de denizlerin dalga seslerine, martılara eşlik eden neşesi. Bütün bu yalnızlığı ile sıkılırken, bir gün neredeyse kendi inşasından 1300 yıl sonra,Cenovalılar inşaatını bitirip de külahını takınca, İstanbul’un siluetinde dimdik yükselen, yakışıklı bir kule görür. Yüzyıllardır beklediği sevgilisi olacaktır bu kule. Hangi kule mi? Galata Kulesi tabii ki!

İşte ben bir Kız Kulesi…
İstanbul’un uyuyan prensesi…
Ve sen Galata Kulesi…
Bu dünyada bir deli aşık yani…
wpid-ımg_29491172793986.jpeg.jpeg                                galata%20kulesi

kule24

Galata kulesi bütün heybetiyle yükselmiş Kız Kulesinin karşısında.İstanbul’un her bir köşesine hakim ve kudretli duruşuyla öyle yakışıklı gözüküyormuş ki, Kız kulesinin ona vurulmaması imkansızmış. Galata kulesi de ilk gördüğü gün aşık olmuştur denizin ortasında duran bu nazlı kıza.Lakin çok ulaşılmazmış Kız Kulesi onun için aslında. Acaba bilse ona sevdalandığını karşılık verir mi diye düşünüp dururmuş kendi lisanınca.  Çaresizdir Galata Kulesi. Tarih içinde kimi zaman aşkından yanar kavrulur. Kimi zaman çaresizlikten yıkılır durur. Her seferinde söndürdüler yangınını. Tekrar tekrar inşa ederler. Her yükselişinde bir daha görür Kız Kulesi’ni, bir kez daha aşık olur hiç bıkıp usanmadan.

İki aşık yıllarca bakarlar birbirlerinin güzelliğine ama nasıl kavuşur nasıl dile getirirlermiş ki aşklarını, arada kocaaa bir deniz… Kız kulesi aşık olduğu heybetli yakışıklıya hislerini anlatamadığı için günden güne daha bir solgunlaşmış, üstelik onun hislerini de merak eder olmuş, ya o sevmezse beni diye kahrından deli olmuş. Galata kulesi de aynı merak ve endişe ile büyütüyormuş her geçen gün ona olan aşkını… Yıllar yılları kovalamış yüzyılları doğurmuş. Galata Kulesi dayanamamış sevdiğini bu halde görmeye ve bir gün ulaştırırım umuduyla anlatmış ona hissettiklerini sayfalara şiirlere,mektuplara…Yazarmış yazmasına ama ne sesini ne de yazdıklarını hiç iletememiş sevdiğine…Düşünüp dururmuş, nasıl ulaştırabilirmiş ki bu sayfaları aşkına…

hezarfen

Galata kulesi kara kara düşünürken Hezarfen Ahmet Çelebi çıkıvermiş bir gün tepesine ve Galata Kulesinden Üsküdar’a uçacağını anlatmış bu kudretli kuleye. Galata kulesi yalvaran sözcüklerle rica etmiş Hezarfen Ahmet Çelebiden,Kız kulesine yazdığı mektupları, şiirleri ulaştırmasını.Galata kulesinin aşkının gücüne dayanamayan Hazerfan Ahmet bu istediği kabul etmiş.Almış mektupları koynuna ve bırakmış kendini koca kuleden boğaza doğru. Ama çılgın esen rüzgar ile bir o yana bir bu yana savrulurken denize düşürmüş mektupları,Kız kulesi merakla izlerken bu çılgın adamı, savrulan kağıtları Galata Kulesinin yolladığını hissetmiş ve martılarla şarkılar söyleyerek keyiflenmiş.
Olan biteni uzaklardan çaresiz izleyen Galata Kulesi ise üzüntüden ne yapacağını şaşırmış.Ama görmüş ki dalgalar yardım ediyor aşkına ve mektuplarını tek tek bırakıyor Kız kulesinin kucağına…

Hazarfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nden uçması, memlekette hiç görülmemiş bir şeydir aslında. Bir insanı uçuran tabi ki aşktır başka ne olabilir? Bu arabuluculuk Hazerfen Ahmet Çelebi için iyi olmamıştır çünkü durumu duyan Padişah Cezayir’e sürer  Hazerfen Ahmet Çelebi’yi. Aşıklara inanmanın bedelini öder ve 31 yaşında Cezayir de ölür Hazarfen Ahmet Çelebi.

O günden sonra Galata Kulesi hem esirlere hem de kendine zindan olur. Kız Kulesi de hem bazı devlet adamlarının hem de kendinin zindanı olacaktır. Kaderleri birdir artık. Kız kulesi aşkına karşılık bulmanın sevinci ile içine güneş gibi doğan bu haşmetli kulenin karşısında günden güne güzelleşir.. Aşkının karşılıksız olmadığını gören Galata Kulesi de yıllara rağmen daha bir kudretli daha bir sağlam süzer olur sevdiğini…
İşte bu aşk sayesinde ikisi de yıllardır güzellikleriyle büyülüyor insanlığı.

Aşk her zaman insanlar arasında olmayabilirmiş demek ki…

Bazen bir çiçeğe aşık olur insan bazen bir kedinin gözlerine hapseder aşkı, bazen bir Sultan’a aşık olur da söyleyemez derdini…

Ne olursa olsun güzel şeydir aşk. Galata Kulesi’nin en üst katında bir de restaurant yapmışlar ki panaromik olarak sık aralıklarla büyük pencereler koymuşlar, her pencere önü bir masa, tam evlilik teklifi edilecek yer.

19

Bu yazıyı okuyan ve evlenme düşüncesinde olan beyefendilere hitaben diyorum ki mutlaka ama mutlaka, yıllardır sevgili olsanız dahi evlilik teklifinizi yapın. Yoksa eşiniz olacak kişi bir ömür bunu başınıza kakar ona göre 🙂 Evlilik teklifi alamamış bir bahtsız olarak ben bunu başlarda baya bir sitemle dile getirdim,  hatta eşime dedim ki, bak nişanlı olabiliriz ama hala teklif için zaman var 🙂 Hatta evlendik imzayı attık bak dedim imzayı attık ama ben yine de bir teklif beklerim.  Yok arkadaş imzayı atınca gerçekten değişiyormuş erkekler! Nerede o eski aşık nerede şimdiki eş. Burayı ağlama duvarına çevirmeyeceğime dair kendime söz vermiştim diyor ve sizi fotoğraflar eşliğinde aşka davet ediyorum.

wpid-ımg_29386775190770.jpeg.jpeg wpid-ımg_29398939892401.jpeg.jpeg wpid-ımg_29475732073146.jpeg.jpeg galata%20kulesi

 

İstanbul’a yolunuz düşer de Galata Kulesi’ne giderseniz, oradan çıktıktan sonra hemen alt sokakta Konak Cafe var, muhteşem manzarasıyla sizi büyüleyecek bir mekan. Bir yanda Galata Kulesi manzarası bir yanda boğazın davetkar bakışları. Ben Galata Kulesi’ni gezerken çok güzel bir şey oldu, eskiden olsa çok güzel bir tesadüf oldu derdim ama şimdi öğrendim, tevafuk etti diyorum. Kardeşimle akşamüstü saatlerinde çıkmıştık kuleye, bir turumuzu attık, manzaraya doyamadık 2.turumuzu da atalım dedik, Güneş’in batışını bir de Galata Kulesi’nden izleyelim. Fotoğraf çekip kuzenlere gönderdim, bakın ben nerdeyim diye, el-cevap geldi bak ben nerdeyim diye 🙂 Ben Galata Kulesi’nden aşağıya bakarken aslında onlara bakıyormuşum ve onlar Galata Kulesi’ne baktıklarında aslında bana 🙂

Bunlar da tevafuğun resimleri 🙂

wpid-ımg_29485571571901.jpeg.jpeg  IMG-20140728-WA0029

 

 

ZAMANSIZ

IMG_84991343447946

Varlığını sığdıramadığım kalbim yokluğuna alıştı, ne tuhaf. Oysa sen gidersen yok olurum sanmıştım gidişinle, yaşananların üstüne attığın toprağın kokusu gibiydi seni götüren rüzgâr. Üşüyordum ama soğuktan değildi bu titremeler, ellerim gittikçe küçülüyordu hayalimde tuttuğun avucunun içinde. Rüzgâra inat terliyordu avuç içim, parmaklarımı hissedemez olmuştum içimdeki yangınla dışarıdaki rüzgâr çatışınca. Yetmiyordu, ısıtmıyordu artık alevler, rüzgâr hiç durmadan koşan bir çocuk gibi hızla dönüyordu etrafımda. Ne durdurabiliyordum onu ne de kaçabiliyordum ondan. Düğümlenen ayaklarım mıydı, yüreğimin çırpınışı mıydı beni kaçmaktan alıkoyan? Ne kadar acı verse de kurtulamıyordum gölgenin karanlığından.

Yağmura susardı gözlerin, biz kaçamak adımlar atarken yağmurun gözümüze konmasından korkardık, bir damlanın her şeyi bitireceğini bilirdik, bilirdik de hiç uzağa kaçamazdık. Yerçekimi seni daha hızlı çekerdi sanki, ben hep geride kalırdım. Ve sen hiç dönmedin beni almak için geriye.

Sevdiğim sen miydin, beklemek miydi seni kendi yarattığım düş bahçelerinde? İçime hapsettiğim gölgendi belki de hiç bırakmayan elimi. Öyle karanlıktı ki bakışın, göremedim.

Hep çözülemeyen bir denklem olmuştu sevdalar, kimyası bozulmuş aşklar yaşamıştık belki de ondandı bu ayrılık sonrası bulantılar. Hangi kapıyı çalsak yamalı bir kalp çıkıyordu karşımıza, direnmeye çalıştığımız her aşk yırtık bir iz bırakıyordu ardında. Ve biz onarmaya çalıştıkça kan kaybediyorduk. Hangi yara iz bırakmaz ki insanda? Oysa her gün yokluğunu ilikleyerek başlıyordu Güneş’in doğuşu, eksilen düğmenin yenisi bulunuyordu ve her düğüm eskiyi anımsatsa da Güneş hiçbir yıldızı söndürmüyordu.

 

ZAMANSIZ bir deneme.. Tarih atmamışım. 

 

Vedat Sakman / Selçuk Yöntem – Sis: http://youtu.be/MINxQ1OHYsQ

Bir Şiir ancak bu kadar güzel okunur

SİS



İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz 
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde


Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?

HAYDAR ERGÜLEN

 

Bağlantı

Previous Older Entries

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 246 takipçiye katılın

KATEGORİLER