KARANLIKTAN AYDINLIĞA BİR YOLCULUK 1 -26 DAN BÜTÜNE DOĞRU-

9 yaşımdan beri günlük tutan birisi olarak yazmayı hep sevmişimdir, bu işi tutkuyla yapanlara, meslek edinenlere ise imrenmişimdir hep. Birde başlayıp da bitiremediğim romanlarım var benim, en azından dedim başladığım romanlarımdan birini 26 cümle(cik)ler halinde burada paylaşsam, okuyup beğenenler yorum yapsa ve benim yazma isteğim daha da artsa, belki de kitabıma son noktayı bloğumda koysam.. 

 

Keyifle okunmak dileğiyle…

KARANLIKTAN AYDINLIĞA BİR YOLCULUK

Otobüsüm geciktiği için hiç bu kadar sevinmemiştim, oysa ne can sıkıcı şeydir yapayalnız durakda beklemek. Hele geleceği saat belli ise ve durakta kimse yoksa. Oysa bu sefer birisi vardı. Gri renkli,kapuşonlu bir paltosu vardı ve tek başına,başı önde öylece oturuyordu. İş çıkış saatinin geçmiş olduğunu söyleyebilirim, en azından bir ortalama yapacak olursak. O saatte bu durakta kimseleri görmezdim, tek başıma bekler olurdum genelde çünkü bu saatte çok sık dolmuş da otobüste geçmezdi buralardan. Zaten o da ne dolmuş ne de otobüsü bekliyor gibiydi, başı hep öndeydi,kapşonunu geçirmişti ve gelip geçen dolmuşların kornasına aldırış bile etmiyordu. Başka bir şeyi bekliyordu sanki ama beklediği şey kesinlikle onu bir yere götürecek olan bir araç değildi.

Meraklıyımdır ben, hele tek başına duran birini görünce konuşmadan edemem, oysa bu kez bir rekora imza atacaktım çünkü tam yarım saattir durakta yalnızca ikimiz olmasına rağmen ben selam vermekten ileriye gitmemiştim. Yüzünü göremediğimdendi belkide çünkü insan karşısındakinin önce yüzünü görmek ister, güven verip vermediğini ya da güven verip veremeyeceğini görmek için. Burası İstanbul, diye düşündüm, her şey olabilirdi, her türlü manyak olabilirdi. Belki çok önceden her şey planlanmıştı, belki buraya geleceğimi biliyorlardı ve o yüzden bu zavallı görünümlü kızcağızı buraya bırakmışlardı, benim onunla konuşacağımı bildikleri için. Belkide son davadan kalan izlerdi bu düşüncelerin sebebi. Ben böyle derin derin düşünürken göz ucuyla baktığım kızda bir kıpırdanma oldu, biraz daha sağa kaydı başını yüzünü görebileceğim kadar kaldırmadan sizde oturmaz mısınız dedi. Şaşırdım çünkü yarım saatten fazladır ayaktaydım ve en ortaya oturmuş olduğunu ve muhtemelen de beni yeni fark etmişti. Ne olabilirki, sen neler gördün bu kızcağızmı sana zarar verecek diye diye avuttum kendimi ve ağır adımlarla yanına yaklaşıp oturdum. Ben yanına oturduktan sonra baştaki tedirginliğim yavaş yavaş kendini güvene bıraktı. Oysa hala onun yüzünü görebilmiş değildim ama nedense bir güven verdi işte. Elektriğimiz uyuştu belki diye düşündüm. Yine başını kaldırmadan siz buralarda mı çalışıyorsunuz diye sordu.

– Ben mi? demek gibi hiç hazmetmediğim, söyleyenede mutlaka laf etmeyi ihmal etmediğim bir cümle kurmuştum. Ne demek ‘ben mi’, ikimizden başka birileri varmış gibi sanki. Hani telefonu açarsınızda uyuyormusun sorusunu şaşkınlıkla dinlersiniz ya, ya da kapı çaldığınızda ve açtığınız zaman gelen kişi evdemisin diye sorar ya. İşte ben bunu yapanlara hep kızmış, söylenmişimdir, bu ne saçmalık görmüyormusun kapıyı açtıysam evdeyim demektir, telefona baktıysam uyumuyorumdur… ve uzar gider. Ama bu sefer o çok eleştirdiğim düşünce yapısını farklı kelimelerle ben kurmuştum bu sefer. BEN Mİ diyerekten.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 246 takipçiye katılın

KATEGORİLER

%d blogcu bunu beğendi: