KÜÇÜK PRENS

Yıllardır duyuyordum hep Küçük Prens,Küçük Prens diye.. Ya bir filmde çıkıyordu karşıma ya da otobüste bir yolcunun elinde.. Çok övgü alan kitapları okumaya korkmuşumdur hep, ya yazar bende hayal kırıklığı yaratırsa diye, beklentimin altında kalırsa bu muymuş demek hiç hoşuma gitmez. O yüzden bazı konularda beklentilerimi yüksek tutmuyorum, böylesi daha iyi oluyor. Bu kitap içinde en son yine bir sınav için Ankara’ya gitmem gerekmişti, Orduevlerinde kalacaksanız ve 2 kişi değilseniz mutlaka hiç tanımadığınız bir kişiyle odayı paylaşmanız gerekecek demektir. Üniversite yıllarımda ev arkadaşlığıyla ilgili muhteşem anılarım oldu diyemem, yüzyıllık bir yalnızlık sahibi olduğumdan kısa süreli sosyalleşmelerim uzun soluklu yalnızlıklar doğurmuştur hep… O günde Ankara’da yine odayı birileriyle paylaşmam gerekmişti, Çoğu zaman aynı odada 3 kişi kalmaz zorunda kalınmazdı ama anlaşılan benim de şansıma o kadar kalabalıktı ki 3 yabancı aynı odayı paylaşmak zorunda kalacaktık. Ben odaya gittiğimde iki yatağın sahipli olduğunu belli eden üst üste konmuş eşyalar dışında kimse yoktu, benim de zaten sınava hazırlanmam gerektiğinden işime gelmişti bu durum. Ama aradan 1-2 saat geçmeden 2 kız geldi odaya, beni görünce pek tabi şaşırmış, yine mi 3 kişi aynı odada kalmak zorunda kalacağız diye şikayetlerini dile getirmişlerdi. Tanışıp, hoşbeş ettikten sonra birisinin kolunda küçük prens olduğunu sonradan öğrendiğim dövmesini gördüm,

–aa dövmen çok güzelmiş, bu figürü görüyorum hep

– küçük prens bu, bilmiyor musun?

-Küçük prens mi.. hmm o kadar çok duydum ki adını ama bir türlü okumak nasip olmadı, demiştim, diğer oda arkadaşımız da hemen yastığının altındaki küçük prens kitabını çıkarıp bana vermişti.

– Aaaaa sizde bu kitap var mı?

-Burda kaldığın sürece bitirebileceksen okuyabilirsin istersen, demişti.

O kadar inceydi ki kitap, ne demek bu gece bitiririm deyivermişim…

Nitekim öylede olsu, o kitap o gece bitti.. Ve benim bestsellerim oldu :))

Ama biliyor musunuz hala bir Küçük Prens kitabım yok :))

 

Kitaptan bir bölümü yazmışım, sizinle paylaşmak istedim...

 

Resim

 

Çölün, kayaların ve karların arasında uzun bir süre yürüyen küçük prensin karşısına sonunda bir yol çıktı. Ve bütün yollar sizi insanlara götürür.Yol boyunca yürümeye devam etti küçük dostumuz. Karşısına bir gül bahçesi çıktı.
  “Günaydın” dedi güllere. Onlar da: “ Günaydın” diye karşılık verdiler.Küçük prens onları izledi biraz. Hepsi de kendi çiçeğine benziyordu. Şaşkınlıkla:“Siz kimsiniz?” diye sordu.“Biz gülleriz” diye yanıtladı çiçekler.“Ah!” diye haykırdı küçük prens. Ve birdenbire içine büyük bir üzüntü çöktü. Kendi çiçeğinin evrendeki eşsiz bir tür olduğunu sanıyordu. Öyle demişti çiçek. Be işte burada, küçük bir bahçenin içinde, aynı çiçekten tam beş bin tane vardı!“Eğer burada olsaydı, bana yine sitem ederdi” diye düşündü. “Sanki ölecekmiş gibi durmadan öksürürdü. Yalanını bu şekilde ört bas etmeye çalışırdı muhakkak. Ve ben de hastabakıcılık numarası yapardım. Aksi taktirde gerçekten de ölürdü. Altta kalmaktansa ölmeyi tercih ederdi.”Sonra kendi kendine : “Eşsiz bir çiçeğim olduğu için kendimi zengin sanmıştım. Oysa o sıradan bir gülmüş sadece. Peki yanardağlarıma ne demeli? Boyları sadece dizlerime geliyor ve birisi sönmüş durumda. Tüm bunlar beni hiç de önemli bir prens yapmaz.Kendini çimenlerin üstüne bıraktı ve ağlamaya başladı küçük prens. İşte o sırada bir tilki çıkıverdi ortaya.“Günaydın” dedi tilki.“Günaydın” dedi küçük prens kibarca. Ama etrafına baktığında kimseyi göremedi.“Buradayım! Elma ağacının altında.”“Sen kimsin? Çok güzel görünüyorsun.”“Ben bir tilkiyim.”“Gel, birlikte oynayalım. Öyle mutsuzum ki” dedi küçük prens.“Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.”“Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu.“Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?”“İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?”“İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?”“Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?”“Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.”“Bağ kurmak mı?Resim“Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve işsiz olacaksın, ben de senin için.”“Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.”“Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki. “Ama bu çiçek dünyada değil.”Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?”“Evet.”“Peki orada avcılar da var mı?”“Hayır, yok.”“Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?”“Hayır. Tavuklar da yok.”“Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı:“Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni.Bütün tavuklar birbirine benzer. Bütün insanlar da öyle. Bu yüzden biraz sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen eğer, yaşamıma bir güneş doğmuş olacak. Senin ayak seslerin benim için diğerlerinden farklı olacak. Ayak sesi duyduğum zaman hemen saklanırım. Ama seninkiler, bir müzik sesi gibi beni gizlendiğim yerden çıkaracaklar. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Bu yüzden de bu tarlalar bana hiçbir şey hatırlatmazlar. Buna üzülüyorum. Ama sen beni evcilleştirseydin, bu harika olurdu. Altın renkli saçların var senin. Ben de altın renkli başakları görünce seni hatırlardım. Ve rüzgarda çıkardıkları sesi severdim.Sustu tilki ve uzun bir süre küçük prensi izledi.“Senden rica ediyorum. Lütfen beni evcilleştir!” dedi.“Elbette” dedi küçük prens. “Ama pek fazla vaktim yok. Yeni arkadaşlar edinmem ve birçok şeyi anlayabilmem gerekiyor.”“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”Ertesi gün küçük prens yine geldi.“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim.

Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.“Gelenek nedir?”“Bu da çok sık unutulan bir şeydir” dedi tilki. “Bir günü diğer günlerden, bir saati diğer saatlerden ayıran şeydir. Örneğin, şu benim avcıların da gelenekleri vardır. Perşembeleri kızlarla dansa giderler. Bu yüzden de Perşembe benim için harika bir gündür. Üzüm bağlarına kadar yürüyebilirim. Ama avcılar dansa herhangi bir gün gitseydi, benim için hiçbir günün özelliği olmayacaktı ve asla tatil yapamayacaktım.”

Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki. “Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim. “Doğru, haklısın” dedi tilki.“Ama ağlayacağını söyledin!”“Evet, öyle.”“O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”“Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti. Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”Güller bu duyduklarına çok bozuldular.“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.“Elveda” dedi.“Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.”“Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.

Resim

Resim

 

 

Haftasonu D&R’a uğradım, kitap satın almak için çok pahalı bulsam da kitapların arasında kendimi kaybetmekten büyük keyif alıyorum. Veee ne gördüm dersiniz, arayıp da bulamadığım ‘KÜÇÜK PRENS’ kitabını ve özenle hazırlanmış kalın ciltli üç boyutlu versiyonunu. O kadar çok hoşuma gitti ki, fiyatına bakmaya korktum, incecik küçük prens kitabının da 17 TL olduğunu öğrenince çok pahalı geldi o yüzden yine alamadım=( Ama almak isteyen olursa diye fotoğrafını çektim, üç boyutlu hazırlanmış bu güzel eseri D&R larda bulabilirsiniz.

Bu arada Küçük Prens’in animasyonu yapılmış, onu da izlememek olmaz tabi, izledikten sonra onun için de bir yazı yazılır 😉

Reklamlar

5 Yorum (+add yours?)

  1. thesunrise133
    May 10, 2014 @ 05:31:48

    Yine sana uyandım , yine seninle.
    Sıcak , huzurun yumuşağında.
    Sarar dalganın ıslağında.
    Sana uyandım yine sevginin kucağında.
    Bir ağaca sırtımı dayarcasına güvenle .
    Dallarında bulduğum, serinliğin huşusunda.
    Cennetin ışığında, rüyamın kuytusunda.
    Yeni bir gün ve yine seninleyim AŞK…
    SU ŞİFA

    Cevapla

  2. muji
    Ara 23, 2014 @ 11:59:03

    Reblogged this on Müjde'nin Masal Dünyası.

    Cevapla

  3. Gökkuşağı
    Ara 25, 2014 @ 17:36:06

    Birine ödünç verdim okusun diye, kim olduğunu unuttum 🙂 Yeni hali güzelmiş kitabın.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 246 takipçiye katılın

KATEGORİLER

%d blogcu bunu beğendi: