Iç Ses

Senden nefret ediyorum!

Nefret ediyorum! Nefret ediyorum!!!

Ohh be rahatladim =)))

Yazilanlari silince duygularda silinir mi dersiniz? Yarın denerim. Yazar silerim…

Yeni Stres Atma Oyuncağı: FIDGET CUBE

Dâhiyane projeleri hayata geçirmek için oluşturulmuş olan dünyanın en büyük fon toplama platformu da diyebileceğimiz kickstarter (incelemek isterseniz buyrun) bu sefer tam benlik diyebileceğim bir proje için 1 haftada 1 milyon dolardan fazlasını toplamayı başardı. Nedir bu senlik proje derseniz. FIDGET CUBE !

fidget-cube-696x464

Fidget Cube, küp şeklinde, küçük-büyük herkes için yapılmış bir oyuncak. Ben oyuncak dedim ama takıntılı insanlar için, öfkesini kontrol edemeyenler için hayat kurtarıcı da denilebilir.

Çocukken babanızın satın aldığı ürüne sarılmış olan o baloncuklu patlayan şeffaf korumaları sizde sever ve üzerinde zıplaya zıplaya patlatır mıydınız? Ben yapardım =) Hâla yapıyorum yalan yok.

Sınavda çıtçıtlı kaleme basıp basıp etrafınızı rahatsız eder miydiniz?

Çok saçma ama ışıkları açıp kapatmak bazı insanları rahatlatabiliyor. Kimseyi yargılamamak lazım.

fidget-cube-butonlari

Fidget Cube, birbirinden farklı tasarlanmış yüzeyleri sayesinde işte bu bütün saçma şeyleri her daim yanımızda taşımamıza olanak sağlıyor. Hem de çevremizdekileri rahatsız etmeden. 2012 yılında bir fikir olarak ortaya çıkıyor Fidget Cube ve bugüne kadar 126.258 kişi tarafından desteklenmiş durumda.8 farklı renkte üretilecek olan Fidget Cube Aralık 2016 tarihinde piyasaya çıkmayı bekliyor. Piyasa fiyatı ise 15-25 Dolar arası olacakmış.

6 kenarı olan küp şeklindeki bu küçük oyuncakta bulunan, bağımlılık yapan bazı işlevsel butonlar ise şu şekilde:

  • Kalem aç-kapa yapmayı sevenler için sesli veya sessiz tıklama butonları,
  • Joystick işlevi gören bir buton,
  • Işık anahtarına benzeyen bir aç-kapa butonu,
  • Stres taşından ilham alınarak tasarlanan ve stresi azaltan bir yüzey,
  • Çarklar ve tıklanabilir bir metal top,
  • Dairesel hareket yapmayı sevenler için çevrilebilir bir buton.

 

6 farklı renk seçeneğine sahip olan Fidget Cube, an itibariyle Kickstarter üzerinde destek bekliyor. Şimdiye kadar topladıkları miktar ise gerçekten muazzam düzeylere ulaşmış durumda. (29 Eylül 2016 /5 milyon 193 bin 761 dolar bağış)

fidget-cube-1

Biri bana fidget cube alabilir mi? Hediye olsun lütfen =)

 

Osmanlı’da Eğitim Sistemi

Osmanlı’da eğitim ‘terbiye’ olarak ifade edilir; belli bir konuda, bir bilim dalında yetiştirme etkinliği olarak görülürdü.

Osmanlı Devleti’nde eğitimin ilk basamağı sübyan mektepleriydi, mahalle mektepleri de denirdi. Sübyan mektepleri medresenin başlangıcını oluştururdu. Bu okullara 5-6 yaşına gelen çocuklar alınırdı. Şehzadeler 4 yaş 4 ay 4 günlükken eğitime ‘âmin alayı’ ile başlardı. (Bir insanın ömründe zekasının en açık olduğu gün 4 yaş, 4 ay, 4 ncü günüdür, diye rivayetler vardır.Hal böyle olunca o gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hazretlerine ilk inen 5 ayeti kerimeyi çocuğumuza telkin etmek,kelime kelime 5 ayeti okutmakta pek çok esrar vardır .Bunu tatbik eden çocukların âlim ve salih birer insan olacakları ümit edilir,denilmiştir.)

osmanlida-egitim-yili-nasil-baslardi-h1410880858

Sübyan mekteplerinin belirli bir sınıfı ve süresi yoktu. Her çocuk verilmek istenilen bilgileri öğreninceye kadar okula devam ederdi. Günümüzde olduğu gibi sınıf, ders saati ve teneffüs ayarlaması olmayan sübyan mekteplerinde sabahtan ikindiye kadar ders verilip, yalnız öğle paydosu yapılırdı. Okula başlama törenle olurdu, öğretim hatim indirmekle tamamlanırdı. Çocuklar okula pazartesi ya da perşembe günü başlardı. Tatil kavramı yoktu, eğitim kesintisiz olarak devam ederdi. Osmanlı zamanında bu şiir bütün mekteplerde okutulurdu:

Yeri göğü yaratan, ağaçları donatan,

Çiçekleri açtıran, bir Allah’tır, bir Allah!

Allah her yerde hazır, ne yaparsan o görür.

Ne söylersen işitir. Vardır, birdir, büyüktür.

Biz Allah’ı severiz. Her emrini dinleriz.

Beş vakit namaz kılar, O’na isyan etmeyiz.

Bizlere akıl verdi. Doğru yolu gösterdi.

Dîni İslâm’a uymayan, ateşte yanar dedi.

Kur’ân-ı Kerim’e îmân eden, Peygamber’i izleyen,

Dünyada mesut olur; Cehennemden kurtulur.

Mü’min iyi huyludur. Herkes ondan memnundur.

Kimseye zulüm eylemez. Kendi de huzurludur.

Yâ Rab! Af eyle beni. Ve anamı babamı.

Kâfirlerin şerrinden koru Müslümanları!

fatih-sultan-mehmedFatih’in babası II. Murad, birgün kendisini ziyarete gelen mürşidi Akşemseddin Hazretleri ile konuşuyordu. Fatih Sultân Mehmed 4 yaşındaydı ve Akşemseddin Hazretleri’nden eğitim alıyordu. Fatih’in kafasını kurcalayan bir şey vardı ve babasına sordu:

 – Baba Sen Sultân-ı İklim-i Rum değil misen?

Babası:

– Öyleyem. Sultân-ı İklim-i Rum’um… dedi.

Fatih, Akşemseddin’i göstererek:

– Bu da senin emrinde olan tebaandan biri değil mi? dedi.

II. Murad:

– Evet. diye cevapladı.

Fatih:

– Öyleyse bu beni neden dövüyor?, diye sorunca oğlunun ne demek istediğini, anlayan II. Murad müthiş bir cevap verdi:

– Onun hocası da vaktiyle beni döverdi.

 Fatih, böylece ilk dersini aldı…

 

OSMANLI MEDRESELERİ

Osmanlı Devleti’nde medreselerin yer alması Fatih Sultan Mehmet’in kendi adıyla kurduğu ‘Fatih Medreseleri’ ile başlamıştır. Osmanlı Medreselerinde; Kelam, mantık, Belâgat(güzel konuşma), lügat, nahiv(söz dizimi), matematik, astronomi, felsefe, tarih, coğrafya gibi ilimlerin yanında Kuran-ı Kerim ilimleri, hadis ve fıkıh gibi dersler okutulurdu.

ENDERUN MEKTEBİ

Osmanlı Devleti’ni cihan devleti yapan, sarayda bulunan ve devlet adamı yetiştiren bir okuldu. 2.Murat zamanında kuruldu, devşirme yoluyla gelen çocuklar zeka testine tabi tutulur ve bu okula alınırdı. Evliya Çelebi, Katib Çelebi, Sokullu Mehmet Paşa ve Köprülüler burada yetişen kişilerdendi.

Galileo Galilei, Orta Çağ’da ‘dünya yuvarlaktır’ dediği için yargılandı. Galilei yaşadığı devirden çok önce Fatih Sultan Mehmet’in ‘Mücessem Küre (cisimleşmiş küre)’ denilen bir dünya küresi vardı. Tarihi belgelere göre bu kürede bütün kıt’alar detaylı ve doğru bir şekilde işlenmiştir.

Yüksek seviyede idareci yetiştiren Enderun’a katılmak için, ırk veya kan bağı önemli değildi. Buranın en önemli vasfı olan kültür ve disiplin, temel ilkeler olarak kabul edildi ve kadrolar bu anlayış çerçevesinde oluşturuldu. Enderunlular kendi aralarındaki sosyal ilişkilerde, asla saygı, edep ve disiplinli olmaktan uzak bir tavır içerisinde bulunmazlardı. İkili ilişkilerde öğrenciler birbiriyle “siz” hitabıyla konuşurlar; koğuş zabitleriyle, koğuşun başlarıyla büyük bir saygı ve nezaket içerisinde bulunurlardı.

Üstün zekâlıların ve yeteneklilerin eğitim-öğretimi için kurulan ve Türk-İslâm Eğitim Tarihi’nde olduğu kadar, Dünya Eğitim Tarihi’nde de çok önemli yere sahip olan Enderun Mektebi, tarihten günümüze eğitimde çok önemli bir yer tutmaktadır.

Enderun, bir şeyin iç kısmı, iç yüzü, dâhili, harem dairesi gibi anlamlara gelmekte olup Enderun Mektebi ise Osmanlı Devleti’nde mülkî, idarî, diplomatik ve diğer önemli kadronun yetiştirildiği yerdi. Bu bağlamda Enderun Mektebi, dünyanın ilk “kamu yönetimi okulu” olarak da nitelendirilebilir.

Bu mektepteki öğrencilere, üstün zekâlılara ve çeşitli yeteneklere yönelik programlar ve testler uygulanarak, ortalama 15 yıllık bir eğitim verildikten sonra, devletin ihtiyaç duyduğu üst düzey idarî, bürokratik ve askerî personelin yetişmesi sağlanırdı.

Nitekim bu konuda, önde gelen tanınmış psikologlardan Amerikalı Lewis Terman (Stanford-Binet adlı zekâ testini bulan kişi) Enderun Mektebi’ne alınan çocuklar için şunları söylemektedir: “Zekâ seviyesini ölçmek için ilk defa test yöntemi, Osmanlı’da Enderun Mektebi’ne seçilen öğrenciler için uygulanmıştır.” Amerikalı ünlü eğitimci Andreas Kazamias’ın ‘Platon’un idealindeki okul’ olarak nitelendirdiği Enderun, tarihçi Mustafa Armağan’ın da tam bir isabetle ifade ettiği gibi “Üstün Yetenekliler Fabrikası’ydı”. Gerçekten de kişinin yeteneklerine değer verip onları en iyi biçimde geliştiren Enderun Mektebi, Türklerin düzenli, kendine özgü bir eğitim sistemini kurup başarılı sonuçlar aldıklarını göstermekte ve dünya eğitim tarihinde de önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda Enderun Mektebi, üstün yeteneklilerin eğitiminde dünyadaki ilk sistemli eğitim örneğini oluşturmaktadır.

Enderun öğrencileri gün doğmadan 2 saat önce kalkar, hamama gidip yıkandıktan sonra, toplu halde sabah namazını kılarlardı. Çoğu zaman yatsı namazını kıldıktan sonra yatılırdı.

ENDERUN’DA EĞİTİM-ÖĞRETİM VE OKUTULAN DERSLER

Enderun Mektebi’nde eğitim öğretim faaliyetleri bir bütün ve de uygulamalı olarak yapılırdı. Askerlikten diplomasiye, güzel sanatlardan spora kadar her türlü eğitim-öğretim üst düzeyde ve tatbikî-uygulamalı olarak yapılırdı. Bugünkü Japon eğitim sistemindeki “uygulama ağırlıklı” eğitim metodu yüzyıllar öncesinde Enderun Mektebi’nde başarıyla uygulandı.

Enderun’da eğitim, aşamalı bir yapıya sahipti.Çok üstün başarı göstermediği müddetçe bir öğrenci, asla Enderun’u tamamlayamaz, ara kademelerde “çıkma” olarak ayrıldığı odanın derecesine göre bir birliğe tayin olunurdu. Şöyle ki: Enderun Mektebi’nde öğrenciyi sık sık imtihan etmek suretiyle öğrenci eleme usulü, elenenlerin sokağa bırakılmayıp yan hizmetlerde değerlendirilmesi, yeteneklilerin tespiti, eğitimde teori-pratik bütünlüğü ve adâb-ı muaşeret (görgü, edep) kurallarının öğretilmesi önemli bir yer tutmaktaydı. Bazı uzmanların, Osmanlı’nın seçkin bir millet olmasını sağlayan bu rekabetçi ve başarısızlığı affetmeyen buluşuna “eğitim mucizesi” demeyi tercih etmeleri bu yüzdendi.

Enderun Efendisi” veya sadece “Enderunlu” tabiri, artık nesli tükenmiş olan “İstanbul Efendisi” tabirinin eşanlamlısı olarak kullanıldı.

Enderun’da eğitim öğretim şu beş konu üzerinde toplandı:

İslâmî İlimler: Kur’ân-ı Kerim, İlmihal, Tefsir, Hadîs, Kelam, Tecvit, Akaid, Arapça ve Farsça, Peygamberler Tarihi, Ferâiz (Miras İlmi).

Müsbet İlimler: Tıp, Heyet (Astronomi), Hendese (Geometri), Cebir (Matematik), Tarih, Coğrafya, Mantık, Hukuk, Hikmet, Türk Dili ve Edebiyatı, Sarf, Nahiv, Bed-i Beyan (Güzel Konuşma), Belâgat, Riyaziye (Matematiğin bir dalı), Şiir ve İnşa, Mendi (Söz ve Lügat), Hitabet, Manîa (Sözdizimi, Sentaks), Durub-i Mesel (Atasözleri).

Güzel Sanatlar: Musikî, Tezhip, Hüsn-ü Hat, Cilt Sanatı, Mimari, Minyatür. Oymacılık, Kakmacılık.

Beden Eğitimi ve Spor: Binicilik, Kılıç çekme, Gürz, Koşu, Avcılık, Ok atma, Atlama, Mızrak, Çelik-Çomak, Güreş, Meç, Ağırlık kaldırma, Cirit, Şamar atma.

Meslekî Eğitim: Giyim, Deri işlemeciliği, İnşaat, Kuyumculuk, çeşitli ilaçların ve merhemlerin yapımı gibi.

Osmanlı Devleti, kuruluşundan beri camiler birer eğitim merkeziydi; çocuklara okuma-yazma ve dört işlem öğretilirdi. Caminin bulunduğu mahallenin halkına dînî bilimler ve güzel sanatlar dersi de verilirdi. Ayrıca imamlar, Sultân’ın emir, yasak ve buyruklarını camilerde halka insanlara bildirirlerdi. Çünkü herkes bütün vakit namazlarını camilerde kılardı.

Tekke ve Zaviyeler, dîn, ahlâk, tasavvuf vb. gibi konularda eğitim vermek amacıyla kurulmuşlardı. Tekkelerin çoğunda eğitim alanların bir mesleğe sahip olması ve kendi el emeğiyle kazancını elde etmesi istenir, bunun için mesleki eğitim almaları sağlanırdı.

Kahvehaneler, XVI. Yüzyıl’dan sonra açılmaya başladı. Bu mekanlarda kitap okunur, sohbet edilir, bilgi alışverişinde bulunulurdu. Bu mekanlara “kitap okunan yer” anlamına gelen kıraathane de denirdi.

Ahî Teşkilatında, mesleki eğitim verilirdi. Marangoz, bakırcı, demirci, berber, aktar, fırın vb. ustası olmak için çırak olarak işe başlanır ve ustalardan eğitim alınırdı.

 Bir İslâm bilgini der ki; 

En üstün ilim dîn ilmidir, ilim bütün hayır kapılarını açar, ilim yolunda gayret et ve diğer uğraşılara da fazla eğilme, ilim çoktur fakat ömrün kısadır, ilimsiz bir insan harap olmuş bir eve benzer. Uyanık olun ve Allah’ın şeriatına sımsıkı sarılın, cehaletin vurduğu zincirden daha acı esâret yoktur.”

Yazının kaynağı ve daha kapsamlı hali için bakınız.

Peki ne oldu sahi bize? Şu anki eğitim sistemimiz boş bilgi külliyatı. Üstelik liseyi bitiren bir öğrenci (bu 12 yıl demek oluyor) hiçbir şey öğrenmeden mezun oluyor. İlkokuldan itibaren coğrafya okutuluyor ama ülkelerin yerini sorsan çoğu öğrenci bilmez, sözde İngilizce okutuluyor ama hiçbir öğrenci ‘adın ne?’ diye sormaktan öteye dil öğrenemiyor. Ezberci, hiçbir şey öğretmeyen bu sistemle ne kadar ileri gidebiliriz ki.. Hala öğrenciler kabiliyetlerine göre değil, ebeveynlerinin istekleri doğrultusunda yetişmeye devam ediyor. Ceddimizin yüzyıllar önce kullandığı uygulamalı eğitim sistemini şimdi Japonlar kullanıyor. Peki biz ne yapıyoruz? Hala çocuğumun karnesinde matematik notu 4 mü 5 mi; neden 90 değil de 70 aldı onu tartışıyoruz. Bu eğitim sisteminde çocuğunun ders notu 3 olsa ne olur 5 olsa ne olur. Biz çocuğumuzun ne öğrendiğine değil de sınavda aldığı nota, karnedeki sözde başarısına bakmaya devam ettiğimiz sürece bu böyle olmaya devam edecek.

Previous Older Entries

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 192 takipçiye katılın

KATEGORİLER